ana
Merak edilenler
ATOM
| ATOM |
|
|
|
| Yazar fizik | |
| Perşembe, 08 Ekim 2009 | |
|
Fiz., maddenin, kimyasal değişimlerle bölünemeyen en
küçük parçası.Yunancadaki ‘Atomos’ sözcüğünden türemiştir.Aynı ya da farklı
element atomlarından bir ya da birkaçı bir araya gelerek maddenin molekül
yapısını oluşturur.Bu nedenle atom, maddenin temel ögesidir.1803’te İngiliz
fizik ve kimyacısı J.Dalton’un ortaya attığı varsayım, üç ana düşünceye
dayanıyordu.
1)Kimyasal elementler,bilinen
kimyasal değişimlerle bölünemeyen ve tüm özelliğini koruyan “atom” adındaki
taneciklerden oluşur.
2)Aynı kimyasal element atomları,
kütle, ağırlık ve her yönden özdeştir.Bu yüzden her element,kendi atom
ağırlığıyla tanımlanır
3)Öteki tüm kimyasal bileşikler,
aynı ya da farklı element atomlarının belirli oranlarada bir araya gelmesiyle
oluşur.Bu varsayım,atom fiziğinin temel büyüklüklerinden biri olan ”Atom
Ağırlığı” kavramınıda ortaya çıkardı.Bugün tanecik bombardımanlarıyla
parçalanabilen ve küresel olduğu düşünülen atomun büyüklüğü konusunda değişik
yöntemlerle elde edilen verilerden yarıçapının 10-15 olduğu saptandı.Ancak her
elementin atomu,ona özgü büyüklüktedir.Ortada yarıçapı 10-14 (atomun yarı
çapından 10.000 kez daha küçük) olan “çekirdek” bulunur.Atomun hemen hemen tüm
ağırlığı çekirdekte toplanmıştır.Çekirdeği kuşatan yörüngelerde “elektronlar”
dolaşır.Çok büyük hacimdeki atom,boş bir uzay biçiminde
değerlendirilmemelidir.Örneğin çekirdek,yarıçapı 1 santimetrelik bir bilye
oluncaya dek büyütülebilseydi atom, yarıçapı 100 metrelik dev bir küreye
dönüşürdü.Tümüyle kurumsal bir kavram olan atomun varlığı,ancak etki ve
sonuçlarıyla anlaşılır.Doğada varlığı bilinen element atomlarının sayısı 92’dir.Laboratuvarlarda
yapay üretilenlerle birlikte, toplam 103 element atomu vardır.
Atom Ağırlığı:Tek bir atomun kütlesi
tartılamayacak kadar küçük olup 10-24 gr dolayındadır.Bu olanaksızlık
yüzünden,görece atom ağırlıkları kullanılır.Bir kimyasal element
atomunun,ağırlığı standart olarak seçilen ve doğada bulunan bir başka
elementinkine göredir.Bu kavramı,ilk kez 18032te İngiliz fizik ve kimyacısı
J.Dalton ortaya koydu.Görece atom ağırlığı bir oran olduğundan,birimi
yoktur.Önceleri hidrojen atomu temel alındı ve atom ağırlığı H:1 varsayıldı.Daha
sonra oksijen temel atom olduğundan fiziksel ve kimyasal iki farklı atom
ağırlığı düzeni ortaya çıktı.Oksijenin atom ağırlığı 16.000 ve buna göre
hidrojen atomunun ağırlığı 1.0089:karbonundaki 12.0038,uranyumunki 238.141’dir.Böyle
düzenlenenlere “kimyasal atom ağırlığı” denir.Kütle spektrometreleriyle bulunan
“fiziksel atom ağırlığı” kimyasal atom ağırlığını 1.00027 ile çarparak
hesaplanır.1960’tan bu yana atom ağırlıklarının belirlenmesinde,kütle
spektrometresiyle çalışanlar için,karbon (C-12)atomu standart kabul
edilmiştir.Bu düzenlemeye göre atom ağırlıkları,karbonun 12.hidrojenin
1.0078252;oksijenin 15.9949;uranyumun 238.0486’dır.Oksijen temeline göre
düzenlenen kimyasal atom ağırlığı ölçeğinden,karbon temeline dayalı ölçeğe
geçiş atom ağırlıklarının sayısal değerinde %0.0043 oranında azalmaya neden
olmuştur.
Atom Bombası (A-bomb):Atom
enerjisinin nükleer silahlara uygulanmasıyla ortaya çıkan bomba.Uranyum, plutonyum
gibi ağır elementlerin bazı izotopları yavaş nötronlarla bombardıman edilerek
zincirleme çekirdek bölünmesi oluşturulur.Her bir çekirdeğin bölünmesi
sırasında açığa çıkan enerji,zincirleme çekirdek bölünmelerine bağlı olarak çok
kısa bir sürede hızla artıp korkunç bir güç birikimine yol açar.Bu büyük gücün
birdenbire serbest kalmasıyla da bomba patlar.Bombanın patlaması için yakıt maddesinin
“kritik büyüklük” ya da “kritik kütle” de olması gerekir.Bombayı oluşturmak
için,kritik kütleden daha küçük iki yakıt parçası bir kovan içine belirli
aralıklarla ve yarım-küre biçiminde yerleştirilir.Bu iki parça bir araya
getirilerek kritik büyüklükten daha büyük (aşırı kritik kütle)bir kütle
oluşturulduğu zaman,zincirleme çekirdek bölünmeleri (fisyon)bombanın
patlamasını sağlar.İlk atom bombası ABD tarafından 1945 yılının 5-6 Ağustos
gecesi, Japonyadaki Hiroşima Kenti’ne;ikincisi de aynı yılın 9 Ağustos günü
Nagasaki Kenti’ne atıldı.Yaklaşık 1 kg yakıt maddesi bulunan bombaların her
biri 20 kiloton (20.000 ton) TNT’ye (dinamit)eşdeğerdeydi.Bu kadar büyük bir
enerji, ancak 6.000 tondan fazla kömürün yanmasıyla elde edilebilir.Son derece
şiddetli yakma, yıkma ve öldürme gücü yanında öteki önemli özelliği patlama
sırasında yayınladığı şiddetli radyoaktif ışın ve serpintilerin atmosfer
olaylarıyla çok geniş alanlara yayılarak uzun süre canlıları etkilemesidir.Gecikmiş
etkileri, ancak uzun yıllar sonra ortaya çıkan çeşitli kanser olayları, organizma
bozuklukları ve kalıtsal değişikliklerle anlaşılır.
Atom Çekirdeği:Bir atomun hemen hemen
tüm kütlesinin toplandığı,buna karşın hacimce atomdan çok daha küçük ve pozitif
elektrik yükü taşıyan parçası.İlk kez, 1912’de İngiliz fizikçisi E.Rutherford
atomun, bir çekirdek ve bu çekirdeği kuşatan dairesel yörüngeler üzerindeki
elektronlardan oluştuğu tezini savundu.Metal yapraklarındaki bazı alfa taneciklerinin
900 den fazla sapmalarına atomun tam ortasında bulunan çok küçük, elektrik
yüklü bir taneciğin itme gücünün neden olduğunu saptadı ve ona çekirdek
anlamına gelen “nucleus” adını verdi.
Çekirdeğin yapısı hakkındaki ilk varsayım onun proton ve
elektronlardan oluştuğu biçimindeydi.Buna göre, kütlesi bir A tam sayısına çok
yakın olan çekirdekte, A tane proton bulunması ve dolayısıyla elektrik yükünün
de A ölçüsünde olması gerekiyordu.Ancak daha önceki araştırmalar, çekirdeğin
elektrik yükünün, A tam sayısının yarısına eşit ya da ondan biraz daha küçük
olduğunu ortaya koymuştu.Bu çelişkiyi gidermek için çekirdekte,A-Z tane
elektronunda bulunduğu varsayıldı.Atom ağırlığına çok yakın olan A tam sayısına
“kütle sayısı ”Z’ye de”atom numarası’ denir bir “X” çekirdeği, AZX ya da XA
simgesiyle gösterilir.Proton-elektron varsayımı,deneysel yöntemlerin
gelişmesiyle ortaya çıkın çekirdeğin yeni özelliklerinin açıklamakta yetersiz
kaldı.Bu yeni özelliklerden birisi çekirdeğin açısal hareketliliği ya da
döngüsüdür.Kuantum mekaniğine göre,çekirdeğin döngüsü bir yönleçtir
(vektör).Kurumsal ve uygulamalı sonuçlar azot,kurşun,kadmiyum,civa gibi kimi elementlerde
ve mıknatıssal döngüde çelişkili durumları ortaya çıkardı.Gerçekte varsayım
başarısızlığı elektronlar çekirdek içindeki pozitif elektrik yüklü taneciklere
bağlı olduğu düşüncesinden kaynaklanıyordu.1920’de Rutherford,proton ve
elektronun yüksüz bir tanecik oluşturacak biçimde birbirine sıkı sıkıya bağlı
olduklarını varsaydı.Bu yeni taneciğe sonradan “nötron” adı verildi.1932’de
İngiliz fizikçisi W.Heisenberg,çekirdeğin nötron ve protonlardan oluştuğunu ve
toplam sayılarının,A kütle sayısına eşit olduğunu öne sürdü.Bir çekirdekteki
nötron sayısı N=A-Z varsayılarak, proton ve nötrona “nükleon” ortak adı
verildi.Uzun süre çekirdeğin temel tanecikleri biçiminde benimsenen
nükleonlar,değişik taneciklerin bulunmasıyla geçerliliğini yitirdi.Büyüklüğü
atomdan atoma değişen ve kaba bir yaklaşımla küre biçiminde kabul edilen
çekirdeğin yarı çapı yaklaşık 10-14 ile 10-15 m’dir.Atomun yarıçapından en az
10.000 kez küçük,buna karşın yoğunluğu son derece büyüktür.Örneğin en hafif
element olan hidrojen atomunun ağırlığı 1.68x10-24 gram,çekirdeğin hacmi 15x10-39
cm3,yoğunluğuysa 11x108 t/cm3’tür.
Atomun Enerjisi:Nükleer enerji,çekirdek
enerjisi.Çekirdek tepkimeleri sırasında,kütlenin enerjiye dönüşümüyle açığa
çıkan enerji.Çekirdek reaktörlerinde ve atom bombalarında (nükleer silahlar)
oluşur.Çekirdek tepkimesi sırasında bir kütle azalması olur ve azalan kütleye
eşdeğerde enerji salınır.Salınan enerjinin büyüklüğü, E=mc2 formülüyle
belirlenir.Burada, m=kg cinsinden enerjiye dönüşen kütle,c=metre/saniye
cinsinden ışık hızı ve E=joule cinsinden açığa çıkan enerjidir.
Atom Gemileri:Atom enerjisiyle çalışan
gemiler.Atom reaktörünün ürettiği ısı enerjisi,buhar ve buhar türbinleri
aracılığıyla elektrik enerjisine çevrilerek geminin hareketi sağlanır.1955’te
ABD’de reaktör uygulanan denizaltıya “Nautilus” adı
verildi.Daha çok deneysel araçlar için kullanılan 3.500 ton taşıma
kapasiteli,öteki adıyla “Denizkurdu”.1958’de Kuzey Kutbu’nun altından geçti.
Tüm teknolojik gelişmeler geleneksel denizatlıların su
altında kalma sürelerini ve erimlerinin
önemli oranda artmışsa da,hareket yetenekleri ve taşıma kapasiteleri atom
denizatlılarının yanında oldukça kısıtlı kaldı.1.600 ton kapasiteli olanların
erişebildikleri en yüksek hız saatte 16 denizmili, 800 tonluklar içinse 20
denizmili dolayında ve su altında kalma süreleri 40 saatten azdı.Oysa Nautilus’un
yaklaşık saatte 40 denizmiliydi(74 km).26 ay süreyle hiç yakıt ikmali
yapmadan,69.000 denizmili (128.000 km) uzunluğunda yol aldı.Çağdaş atom
denizatlıları,hiç yakıt ikmali yapmadan,100.000 denizmilinden fazla yol
alabilmekte ve aylarca su altında kalabilmektedir.ABD’nin ‘George Washington’,adlı
denizatlısı 1961’de aralıksız 67 gün su altında kaldı.Bugün taşıma kapasitesi
9.000 ton olanları da yapılmaktadır.
Yapılış amacına göre iki sınıfa ayrılırlar:
1)Vurucu denizaltılar:Bunlar,4.000 6.000 km erimle ve
nükleer başlıklı balistik mermi taşır.Su altında ateşleme yetenekli ve ayrıca
geleneksel torpido havanlarıyla da donatılmıştır.
2)Füze atan yüksek tonaşlı denizaltılar:İngiltere 1962’de
“Dreadnought”u 1964’te “Valiant”ı:ABD 1967’de 41 tane füze atan,20 tane
vurucu;SSCB de aynı sınıftan 30 atom denizatlısını denize indirdi.İngiltere
ayrıca altısı vurucu olmak üzere,10 atom denizatlısını kısa zamanda üretti.Atom
enerjisiyle çalışan uçak gemisinin uzun süre yakıt gereksinmesinin olmayışı ve
taşıma kapasitesinin yüksekliği,çağdaş savaş yöntemlerine yeni boyut kazandırdı.Örneğin
1961’de tamamlanan ABD uçak gemisi “Enterprise”in taşıma kapasitesi 75.000
tondur.Ticaret gemilerine atom enerjisinin uygulanması, uzun süren güvenlik
tartışmaları nedeniyle gecikti.1961’de ABD‘nin deneme amacıyla yaptığı ilk atom
ticaret gemisi, 22.000 ton taşıma kapasiteli ve yakıt olarak Uranyum 235 (235u)
izotopunun kullanıldığı “Savannah” idi.3,5 yılda 57 kg Uranyum-235 tükettiği
saptandı.Oysa aynı kapasitede ve ağır sıvı yakıt kullnan bir geminin yalnız 1
gün yakıt gereksinimi 125 tondur.
Yakıt tanklarının gemide kaplayacağı yer ve eklediği yük
de göz önüne alınırsa, atom enerjisinin deniz taşımacılığında ne kadar büyük
olanaklar sağlayacağı ortaya çıkar.
Atom Hacmi: Bir elementin atom gramının
kapladığı hacim.Atom ağırlığının elementin yoğunluğa bölünmesiyle bulunur ve cm3
ile belirtilir.Elementlerin atom hacimleri atom numarasına göre
dizildiklerinde, periyodik çizelgeye uygun olarak periyodiklik gösterirler.
Atom Isısı:Bir elementin özgül ısısıyla
(bir gramını bir derece ısıtmak için gerekli ısı), atom ağırlığının çarpımına
verilen ad.Dulong ve Petit yasasına göre tüm katı elementlerin atom ısıları
yaklaşık 6,4’tür.Atom ağırlıkları küçük ve erime noktaları yüksek olan karbon,
silisyum, bor gibi elementler, oda sıcaklığında bu kurala uymazlar.Bunların
atom ısıları 6.4’ten küçükse de sıcaklığın yükselmesiyle birlikte artarak
normal değere ulaşır.Örneğin,karbon (elması) için atom ısısı 110C’de 1.36’dır
ve sıcaklık la birlikte artarak 6060C’de 5.29 değerine ulaşır.Bununla birlikte,
katı elementlerin atom ısıları hiçbir sıcaklıkta birbirine eşit
değildir.Örneğin tungstenin atom ısısı 13000C’de 8.2 olur.Sıcaklığın
azalmasıyla birlikte bütün elementlerin atom ısıları 6,4 değerinin altına
düşer;sıcaklık mutlak sıfıra (-273,160C) yaklaşırken sıfıra yaklaşır.Oda
sıcaklında atom ısıları kalsiyum için 6,3:bakır için 5,9:demir için 6,6:kurşun
için 6,4:nikel için 6,2:potasyum için 7,0:gümüş için 6,1:sodyum için 6,3 ve
çinko için 6,1’dir.Dulong ve Petit yasası eskiden deneysel olarak saptanan özgü
ısılar yardımıyla atom ağırlıklarının bulunmasında kullanılmıştır.
Atom Kuramları
1-Eskiçağda atomcu düşünce:İnsanoğlu
en eski çağlardan beri maddenin kökenini ve yapısını açıklamaya
çalıştı.Evrendeki her şeyin tek bir ana maddeden (ya da ilkeden) kaynaklandığı
düşüncesiyle eskilerin ve özellikle Batı Anadolu’da yetişen ilk düşünürlerin
başlıca çabası,evrenin sonsuz karışıklığını az sayıda temel ilke ya da maddeye
indirgemekti.İlk düşünür sayılan Thales doğadaki çeşitliliği tek bir maddenin
değişik görünümleri biçiminde açıklayarak buma su adını verdi.Thales’in
öğrencisi Anaksimandros ilk maddenin sınırsız olması gerektiğini,su gibi
belirli özellikleri olmasının,özü yok olmaya götüreceğinin ileri sürerek ilk
maddeye,sınırlı olmayan (apeiron) dedi.Thales’in öğrencilerinden
Anaksimenes,ilk maddenin hava olduğunu ve onun sıkışıp gevşemesi sonucu öteki
varlıkların oluştuğunu söyledi.Efesli Herakleitos,evrenin başı ve sonu olmayan
bir değişme,durmadan kan bir süreç olduğunu öne sürdü.Ona göre her şeyi yöneten
tanrısal yasa ateşle özdeş olan logostur.Madde, karşıtların uyumlu birliğidir
ve evrenin temel yasası, karşıtlar arasındaki savaştır.Gezici bir ozan olan
Ksenophanes,toprağın tek ana madde olduğunu savladı.Empedokles, element
kavramını ilk ortaya atan ve dört elementi açık seçik formüllendiren ilk düşünürdü.Ona
göre, su, ateş, hava ve toprak tüm varlıkların temeliydi.Bu öğreti
sonradan,Platon ve Aristoteles’in ilkelerine temel oluşturdu.Empedokles’in dört
elementi öncesiz ve sonrasız, belli bir zamanda var olmamış ve belli bir
zamanda yok olmayacak çok küçük parçalardan oluşmuştur.Kendi aralarında
birleşir ve ayrılır,ancak değişmezler.Empedokles’e göre, elementlerin değişik
matematiksel oranlarla birleşme ve ayrılmasından çeşitlilik doğar.Onları
birleştirmeye çalışan sevgi (çekme) ve ayırmaya çalışan nefret (itme) güçlerinin
savaşımı,evrendeki tüm gelişmenin kaynağıdır.Pythagoras’a göre
sayılar,varlıkların ilkesi olup,evren bir sayılar uyumudur.Pythagoras okulunun
en büyük başarısı doğanın,matematiksel bir düzen ve elementlerin belirli
geometrik biçimli sayısal atomlar olduğunu kavramasıdır.
Anaksagoras’a göre,madde,sonunda bölünmesi olanaksız çok
küçük parçacıklara (tohum) ayrılabilir.Görünürdeki oluşma ve çözülme, tohumların
birleşme ve dağılmasıdır.Atomcu düşünce okulunun kurucusu sayılan Lemkippos, sayısız
ve sürekli hareket eden,maddenin bölünemeyen en küçük parçasına atom adını
verdi.Ona göre boşluk, yokluktur;atomlar onun içinde sürüklenen dolu
parçacıklardır.Her şey bir nedenle kaçınılmaz biçimde doğdu.Evrende rastlantı
yok, zorunluluk vardır.Demokritos, öğretmeninin düşüncelerini geliştirerek, ilk
kez zaman ve uzay problemini ortaya koydu.Atomlar, sonsuz uzay içinde
kavranamayacak bir süreyle biçim, büyüklük, duruş ve sıralanış yönünden
birbirinden farklı varlıklar olarak boşlukta sürüklenir ve birbiriyle
çarpışırlar.Atomun üç temel niteliği sertlik,biçim ve büyüklüktür.Sertlik, karşı
koyma gücünü sağlar.Pürüzlü, düz kanca, çengel köşeli, eğri-büğrü,tekerlek
biçiminde ve yuvarlak olabilir.Atomların renk, tat, sıcak, soğuk gibi
nitelikleri yoktur ve sürekli hareket ederler.Maddenin tanecikli yapısına
ilişkin öğretiyi Roma’ya getiren C.Amaphinios oldu.Hıristiyanlığın egemen
oluşu, maddenin tanecikli yapısı konusundaki atomcu dünya görüşünün
yadsınmasına bunun yerine Aristoteles’in dört element kuramının geçmesine neden
oldu.Rönesans döneminde yeniden tanecikli yapısı kuramı,ozan Lucretius’un “Nesnelerin
Doğası Üzerine” adlı koşuk biçimindeki eseriyle ortaya çıktı.
2-Yeniçağda atomculuğun yeniden doğuşu:17.yy’da
ünlü Fransız düşünürü ve bilim adamı René Descartes,madde bölünmesinin sınırsız
olduğunu, boşluğun varlığının kabul edilemiyeceğini ve görünür evrenin üç temel
maddeden oluştuğunu savladı.Descartes rasyonalizminin karşısında Pierre
Gassend,Epikuros felsefesinin ve atomcu kuramın büyük ölçüde yayılmasını
sağladı.İngiliz kimyacısı Robert Boyle ve Fransız kimyacısı Nicolas Lemery, aynı
görüşü uygulayarak geliştirdi.Robert Boyle deneysel temelden yoksun
varsayımları yadsıyarak,ancak çözümleme yoluyla elementlerin varlığının
saptanabileceğini önerdi.Dört element kuramını yıkıp,daha basit parçacıklara
ayrılamayan maddeyi element diye tanımladı.Boyle’un çalışamaları, modern atom
kuramına giden yolun başlangıcı sayılabilir.
İngiliz fizikçisi Isaac Newton,maddenin ve ışığın
yapısının tanecikli olduğunu savladı.
İtalyan fizikçisi ve matematikçisi Bernoulli,1738’de
gazların sürekli hareket eden ve birbirinin aynı küçük taneciklerden oluştuğunu
;gaz basıncınınsa bu taneciklerin bulundukları kabın kenarına çarpmaları sonucu
oluştuğunu ileri sürerek gazların kinetik kuramının temelini attı.
18.yy’in sonunda Fransız kimyacısı Antoine Levoisier “Traite
élémentairede Chimie” adlı kitabında kimyasal elementin tanımını yaparak Dalton’un
atom kuramına giden yolu açtı.
3-19.yy:Fransız fizikçi ve kimyacı
Joseph Louis Gay-Lussac’ın gazların kimyasal tepkimedeki hacim ilişkilerini belirleyen
ve kendi adıyla anılan yasası, Fransız kimyacı Joseph Louis Proust’un kimyasal
bileşiklerin oluşumunda ağırlık ilişkilerini belirleyen değişmez oranlar yasası
ve John Dalton’un bulduğu artan oranlarda ya da katlı oranlar yasası deneysel
gerçeklerden yola çıkan ilk atom kuramının doğuşunu hazırladı.1811’de İtalyan
Amadeo Avogadro önceden bilinen Boyle-Mariotte ve Gay-Lussac gaz yasalarını
açıklamak için aynı sıcaklık ve basınç koşulları altındaki çeşitli gazların
eşit sayıda tanecik (molekül) bulunduğu varsayımını getiren Avogadro kuramını
geliştirdi.
4-Dalton Atom Kuramı:İngiliz
kimyacı ve fizikçisi John Dalton,19.yy’in başlarında “New System of Chemical
Philosophy” (Kimya Felsefesinin Yeni Düzeni,1808) adlı kitabında kendi yeni
atom kuramını açıklar.Dalton’a göre,tek tür ilkel madde (element) kavramı yerine, temelden farklı elementlerin varlığı
göz önüne alınmalıdır.Elementlerle bileşiklerin bölünebilme sınırları vardır ve
en küçük parçaları atomdur.Yok edilemez tek bir bağdaşık maddeden yapılmıştır
ve çeşitli türlerini birbirinden ayıran tek özellik ağırlıklarının değişik
olmasıdır.Kimyasal yönden basit sayı oranlarından birbirleriyle
birleşirler.Salt ağırlıklarının belirlenmesi olanaksız olduğundan değişik atom
türlerinin bağlı ağırlıklarıyla saptanabilir.Dalton’un, bileşiklerin nitel ve
nicel bileşimini gösterebilmek için geliştirdiği simgesel dizge sonradan
kullanılmadı.
Varsayımlara dayalı atom kuramlarının deneysel
kanıtlarını, ancak 19.yy’ın sonlarında elde ettiler.
Çağdaş Atom Kuramlarının Doğuşu:
1-Hidrojen Atomu İzgeleri (spektrum) Işıyacak duruma
geçmiş elementlerin izgelerindeki çizgilerin,her elemente özgü bir yapısı
olduğu 19.yy ortalarından beri bilinmektedir.Bohr kuramı bu varsayımın
çözülmesini sağladı.Dışarıdan daha yüksek bir enerji verilerek uyarılan bir
atomun elektronları uyarılmış durumda çok kısa bir süre (bir saniyenin yüz
milyonda biri) kalabilir ve hemen yer bulmaları olanağı olan en düşük enerjili
yörüngeye döner.Yörünge değiştirirken kazandığı enerji,görünen ya da görünmeyen
(morötesi,kızılötesi gibi) bir ışıma biçiminde yayınlanır.Elektron
uyarılmasında gerekli enerji,çeşitli yollarla sağlanır.Örneğin alkali ve toprak
alkali metaller,ufak bir ısıda bile uyarılarak alevi kendi özgü renklere
boyar.Öteki elementleri, özellikle gaz durumundaki atomları uyarmak
için,moleküllerini elektron bombardımanına tutmak gerekir.Gaz, elektriksel
boşalma borusuna konularak düşük basınçta borunun iki ucu arasına yeterli bir
gerilim uygulanır.Hidrojenin ışımasıyla oluşan görünür bölgedeki izge
çizgilerinin karşılığı olan dalga boylarının uyduğu genel formül 1885’te salt
deneysel yoldan bulundu.(Balmer)
2-Thomson atom dizgesi, İngiliz fizikçi J.J.Thomson’a
göre eksi yüklü elektronların kütlesi,atomun atomun kütlesine oranla çok daha
küçüktür.Elektriksel nötrleşmeyi sağlamak için atomun geri kalan küresel
bölümüne, artı yüklü elektronlar bağdaşık biçimde dağılmıştır.Matematiksel
temelden yoksun ve atomla ilgili olayları açıklamada yetersiz bu dizgenin
başlıca önemi, artı ve eksi elektrik yüklü iki bölümden oluşan atomu
açıklamasıdır.
3-Rutherford deneyindeki atom dizgesi.Alman fizikçi
P.Lenard 1903’te deneyleri sonucunda, atomların içindeki çeşitli güç alanlarının
(başlıcası elektriksel güç alanı) etkin olduğu
boşlukların bulunması gerektiğini ve hızla hareket eden elektronlardan oluşmuş
bir katot ışını demetinin, ince metal levhalardan geçebileceğini gösterdi.1896’da
Fransız fizikçisi Henry Becquerel, radyoaktif maddelerin, artı yüklü helyum
atomu iyonlarından oluşmuş (alfa), elektronlarından
oluşmuş (beta) ve çok kısa dalga boylu
elektromanyetik ışınlardan oluşmuş (gama) ışınları yaydığını ortaya çıkardı.İngiliz fizikçisi Ernest
Rutherford 1911’de bir radyum örneğinden elde ettiği ışınlarının çok büyük bir bölümünün çok ince
metal levhalardan geçtiğini,buna karşın yirmi binde birinin 900’den büyük bir
sapmaya uğrayarak geri döndüğünü saptadı.Çinko sülfür kaplı yüzeye çarpan ışınlarının değişik açılardaki
pırıldamalarını sayarak, ne kadarının hangi açılarda saptığını hesapladı.Alfa
taneciklerinin saçılmasına (sapmasına) neden olan bölgeyi atom çekirdeği olarak
adlandırdı ve çeşitli açılarda sapmaya uğrayan taneciklerinin sayılarından yararlanarak çekirdeğin
çapının, atomun çapından on bin kez küçük olduğunu ortaya çıkardı.Yeni
Rutherford kuramına göre, artı yüklü çekirdek hacmi,atomun hacmine oranla çok
küçük olmasına karşın, tüm atom kütlesini içerir.Çekirdek ve elektronlar güneş
sistemine benzetilebilir.Aralarında elektrostatik çekme kuvveti olan artı yüklü
çekirdekle eksi yüklü elektronlar, fizik kurallarına göre varlığını
koruyamayacağından, bu kuvvete eş değerde ve karşıt yönde bir merkezkaç kuvvet
oluşturulması gereklidir.Bu biçimde dönen tanecik kinetik enerjisini sürekli
yitireceğinden bir süre sonra çekirdek üzerine düşecektir.Bu çelişkili
durum,ışığın özelliği konusundaki araştırmalar sonucunda kuantum kuramının
atoma uygulanmasıyla çözüldü.
a)Güneş sistemiyle karşılaşıldığında, atom elektron
düzenlerinin ona benzemeyen biçimde birbirlerinin yakınına sokulabildiğini ve
pek derine inmeyen yüzeysel kimyasal değişimler dışında, bu sokulmaların iç
düzenlerini etkilemediği kanıtlandı.
b)Çekirdek çevresinde dolanan elektronun hareketi, bir
elektriksel titreşim olduğuna göre, çevresine elektromagnetik dalgalar ya da
ışınımlar yayması gerekir.Böylece sürekli enerji yitiren elektronun sarmal yol
izleyerek çekirdek üzerine düşmesi bir atomun yaşam süresinin bir saniyeden az
olması demektir.Oysa bilindiği gibi atomlar büyük oranda kararlı ve uzun
ömürlüdür.Tüm karşıt savlara karşın, çok sağlan ve doğrudan yapılan deneylere
dayalı “bir çekirdekle bunun çevresinde dönen elektronlardan bir düzen” tanımı,
atom kuramı olarak kaldı.
4-Bohr Atom Dizgesi:Danimarkalı fizikçi Niels Bohr,1913’te
çekirdek çevresinde dolanan elektronların dinamik yasalarına aykırı olarak
neden ışın biçiminde enerji yaymadıklarını kuantum (nicem) yasasıyla ilk kez
açıkladı.
Bohr kuramının varsayımları:
a)Her elektron çekirdekten ancak belirli uzaklıklardaki
her biri belirli bir enerji düzeyine karşılık olan yörüngelerde bulunabilir.Bu
enerji düzeyleri, çekirdekten başlayarak E1, E2, E3…….,diye simgelendirilir ve her birindeki hareketli, elektron
enerji yitirerek çekirdeğe doğru yaklaşmaz.
b)Yüksek enerji düzeyindeki (Ed) bir elektron, düşük
enerji düzeyine (Ey) inerse,aradaki farka eşdeğerde bir ışınım yayınlanır.
Frekans (v), aradaki enerji farkıyla belirlenir:
E=Ey-Ed=hv
Burada h= Planck değişmezidir ve yayınlanan ışınım
frekansı,bunun tam sayılı katları olmalıdır.
c)Elektronların açısal devinirlikleri, h=Planck değişmezi
ve n=1,2,3,….gibi tam sayılar olmak üzere nh/2 formülüyle belirli değerlerle
tanımlanabilinir.Böylece Rutherford’a göre elektronların çekirdekten her
uzaklıkta bulunabilmelerine bir engel olmamasına karşın,Bohr düzeninde
elektronlar ancak Planck’ın kuantum kuramındaki öğe göre sınırlandırılır ve
bütünüyle belirli yörüngelerde yer alabilir.
5)Sommerfeld Dizgesi:Tek elektronlu hidrojen atomu için
Bohr’un tasarladığı dizgenin düzlem yapıda olması, gazların kinetik kuramıyla
çelişki içindedir.Spektroskoplarla yapılan incelemelerde hidrojen ve öteki
elementlerin dizge çizgilerinin her birinin, gerçekte birbirine çok yakın ince
çizgilerden oluştuğu saptandı.1915’te Alman fizikçi ve matematikçi Arnold
Sommerfeld, dairesel yörüngelerin yanındaki odaklardan birinde, çekirdeğinde
bulunduğu elips biçimindeki yörüngelerin varlığını onayladı.Bu yörüngede dönen
elektronun hızıyla, ona bağımlı kütlesi de değişir ve sonuçta yörünge,elipsin
düzlemi içinde dönerek konumdan çıkar.İzge çizgilerinin çok ince çizgili
yapısı,aynı enerji düzeyli gruba girerek aynı baş kuantum sayısıyla nitelenen
elips ve daire biçimli çeşitli yörüngelerin varlığına bağlanır.Elips
yörüngelerin küçük eksenlerini belirleyen ikinci bir kuantum sayısı ortaya
çıkar ve “ikinci kuantum sayısı” adını alır (simgesi:1).(n) sayıdaki dairesel
yörüngenin karşılığı, (n-1) tane elips yörüngededir.Aynı baş kuantum
sayısındaki yörüngeler, bir kuantum bölgesi oluşturur ve n=1,2,3,4,…. Baş
kuantum sayılarına karşılık olarak K,L,M,N,O,…. gibi harflerle gösterirler.1895’te
Hollandalı fizikçi Pieter Zeeman,ışık yayan atomların güçlü bir mıknatıssal
alan içindeyken, izgesel çizgilerinin ince çizgilere ayrıldığını saptadı
(Zeeman olayı).
Yörünge düzlemlerinin uzayda kuantuma bağımlı eğim
değiştirmesine,yönelme kuantumlaşması adı verilir.Her yörünge için uzayda 2l+1
tane değişik durum olanağı vardır.Böylece ortaya çıkan üçüncü kuantum sayısına
manyetik kuantum sayısı denir.Bu sayı, -l’den başlayıp 0 üzerinden +l’ye kadar
olan sayı dizisi içinde 2l+1 tane tam
sayı değerindedir.Elektronun sağa ya da sola dönmesi olanağı bulunan özelliğine
“dönüş kuantumu” sayısı adı verilerek (ms) simgesiyle +1/2 ve -1/2 değerini
alabilen dördüncü bir sayı ortaya çıkar.Bu yüzden bir atomun her elektronu dört
kuantum sayısıyla belirlenir.Avusturalyalı fizikçi Wolfgang Pauli 1925’te
elektron düzeninin yapısını kendi adına taşıyan bir ilkeye bağladı.Ona göre,bir
atomda dört kuantum sayısıyla belirlenen yalnız bir elektron bulunur ya da
başka bir deyişle, hiçbir elektronun rolü başka bir elektronunkiyle bütünüyle
aynı olamaz.
Kuantum mekaniği-dalga mekaniği:1925’lerde
Werner Heisenberg, Max Born ve Pascual Jordan kuantum mekaniğini ve Louis
Broglie İle Erwin Schrödinger dalga mekaniği yöntemini geliştirdi.Heisenberg’e
göre atom fiziği ancak doğrudan gözlenebilen dalga uzunlukları, spektroskop
ölçümlerinden çıkarılan enerji düzeyleri gibi nicelikler üzerine
kurulabilir.Kuantum mekaniğiyse enerji düzeyleri ve geçiş olasılıkları gibi
büyüklükleri ölçerek sonuçları uygun matematiksel formüllerle birbirine
bağlayıp,atomun durum ve özelliklerine ilişkin sonuçlar çıkartır.Louis Broglie,
kütlesi m olan bir dalga karşılığı her taneciğin v hızıyla hareket etmesi
durumunda, dalga boyunun =h/mv olduğunu ileri südü.C.J.Davisson ile
L.H.Germer elektron ışınlarıyla yapılan girişim deneyleri yoluyla bu kuramı
kanıtladı.1926’da Avusturalyalı fizikçi Erwin Schrödinger atomdaki
elektronlarla ilgili dalga denklemini bularak dalga mekaniğinin kurucusu oldu.(psi)
ile belirtilen dalga işlevinin karesi, elektronun uzayın herhangi bir
noktasında bulunabilme olasılığını verir.Üç boyutlu uzay için dalga işlevini
kullanarak elektron enerjisini veren Schrödinger denklemi, bir türetik
denklemdir ve çözülümleri özel yaklaşımların yapılmasını ve bazı matematik
dönüşümleri gerektirir.Yalnız hidrojen atomu için tümüyle çözülebilen bu
denklem çok elektronlu öteki basit atomların konusunda yaklaşık çözümler
getirdi.Dalga mekaniğinde elektron,bir yük bulutu değil,fakat bir nokta yük
biçiminde düşünülür.Buna karşın, Heisenberg’in belirsizlik ilkesine göre, elektronun
hızını aynı anda belirlemek olanaksızdır.Bu yüzden Bohr kuramımın kesin
gerekirciliği (determinizm) yerine, dalga mekaniğinde olasılık söz konusudur.
Dalga denkleminin çözümünde, denklem kutupsal
koordinatlara göre yazılır ve iki bölüme ayrılır.Denklemin ışınsal bölümü Bohr
kuramındakilere karşılık olan iki kuantum sayısına bağımlıdır.
Atom Mühendisliği:Atom
fiziğinin, mühendislik uygulamalarına yönelik bir dalı.Atom fiziğinin bilimsel
sonuçlarından yararlanarak çeşitli makine, araç ve gereçlerin üretimini ve
bunların aracılığıyla, maddenin atomsal özelliklerinin insan yararına
dönüştürülmesini, kullanılabilir biçime getirilmesini amaçlar.Enerji üreten
atom reaktörleri, tıpta atom enerjisiyle tanı ve iyileştirmede kullanılan bazı
makinelerle ölçü araç ve gereçleri, uygulama alanlarından birkaçıdır.
Atom Numarası:Atomlar dışa karşı
yüksüz olduklarından, çevrelerindeki elektronların toplam eksi elektrik
yükünün, çekirdeğindeki protonların toplam artı yüküne eşit olması
gereklidir.Ayrıca çevredeki elektron sayısı, çekirdekteki proton sayısına eşit
olup bu sayıya atom numarası adı verilir ve “Z” ile gösterilir.Bir atomun
kimyasal kimliğinden atom numarası, ya da başka bir deyimle çekirdeğindeki
proton sayısı sorumludur.Atomların kimyasal özellikleri, atom numaralarının
yinelenen bir işlevidir.Elementlerin periyodik çizelgesi;atom numaralarına göre
dizilmesiyle oluşur ve atom numarası doğrudan saptanabilir.Bunun için atım
numarası bulunacak element, bir röntgen ışını tüpünde antikatot olduğunda,
oluşan X-ışınlarının spektrumundaki çizgiler, Moseley yasasına göre k=bir
durağan ve u= spektrumundaki çizgi karşılığı frekansla Vu=k(Z-1) bağıntısına
uyar.Burada Z= atom numarası olduğundan doğrudan bulunabilir.
Atom Pili (nükleer pil):Başlangıçta
çekirdek reaktörlerine verilen ad Enrico Fermi ve arkadaşları, Chicago
Üniversitesi spor tribünleri altına kurdukları ilk çekirdek reaktörüne Birinci
Chicago Yığını (Chicago Pile-1) adını verdi.Tarihin bu ilk reaktörü 400 ton
grafitin oluşturduğu 9x9.5 m tabanlı ve 6m yüksekliğindeki kara tepenin içine
yerleştirilen 6 ton uranyum metaliyle 50 ton uranyum dioksiti
içeriyordu.Reaktör 2 Aralık 1942 sabahı kadmiyum kontrol çubukları dışarı
çekilerek devreye alındı ve zincirleme tepkileşim gerçekleşti, 28 dakika
işledi.Gücü 200 Watt olmasına karşın ancak 1 Watt güce ulaşabildi.İkinci
Chicago Yığını’ndan Chicago (Pile-2) sonra yapılan denetimli zincirleme
çekirdek tepkimelerinin gerçekleştirildiği reaktörlere, çekirdek reaktörleri
(nükleer reaktör) adı verildi.
Atom Reaktörü:Zincirleme çekirdek
bölünmeleri sonucu açığa çıkan çekirdek enerjisiyle “denetimli atom enerjisi”
üretilebilen makineler karmaşığı, başka bir deyimle,”nükleer reaktör” ya da “bölünüm
reaktörü”.Yakıt olarak kullanılan uranyum, plutonyum,toryum gibi ağır
elementlerin bazı izotopları,çekirdek bölünmeleri sonu ortaya çıkan hızlı
nötronların düşük hıza inmeleri için “yavaşlatıcı ortamla”la
(su,grafit,parafin,berilyum gibi) çevrilmiştir.İlk reaktör 1942’de Chicago
Üniversitesi’nde kuruldu.İlk denizaltı Nautilus (ABD,1954),Lenin Buzkıranı
(SSCB,1959), Savannah Ticaret Gemisi (ABD,1962), ve Ottoltahn (Fed. Alm .1968),
Mutsu (Japonya,1974) sivil yük gemileri atomla çalışıyordu.Atom reaktörlerinin
araştırma,üretken,enerji üreten,bağdaşık,ayrı cinsten katı ve sıvı
yavaşlatıcılı, havuz ve kazan tipi, su kaynatan, basınçlı, yavaş ve orta
enerjili, eşlenik, hızlı…gibi türleri vardı.İstanbul Çekmecedeki TR-1 ve TR-2
ile İTÜ’deki reaktör, araştırma türendendir.Reaktörlerin en tehlikeli yönleri
radyoaktif sızıntı ve serpintilere neden olmalarıdır.1979’da ABD’deki “Three
Mile Island” güç reaktöründe bu tür önemli bir sızıntı oluştu.
Atom Saati:İleri teknolojilerde kullanılan
oldukça hassas saatlerin ayarlanabilmesi için standart bir frekans sağlayan bir
laboratuar aygıtı.En çok kullanılanları sezyum ve rebidyumlu olanlarıdır.Bir
sezyum saati yaklaşık 30 kg ağırlığındadır.
Atom Silahları:Nükleer ya da çekirdek
silahları.Başlıcalar atom,hidrojen ve nötron bombalarıdır.Atom bombası, atom
çekirdeklerinin parçalanması temeline, hidrojen bombası atomların
çekirdeklerinin birleşerek helyum çekirdekleri oluşturması temeline
dayanır.Nötron bombası da fiziksel açıdan aynı yönteme dayanır ancak patlama
etkisi en az düzeye indirgenerek radyasyon etkisi artırılmıştır.
Bu tür bombalar kara,hava ya da denizden
atılabilirler.1945-1979 arasında ABD, SSCB, İngiltere, Fransa, Çin Halk
Cumhuriyeti ve Hindistan’ın yaptığı nükleer silah deneme sayısı 1221’dir.Atom
silahlarının başlıca yok edici etkileri hava patlaması, radyasyon
elektromanyetik şok, nükleer radyasyon ve radyoaktif serpintidir.
Atomlarda Elektronların Dizilişi:En
basit element hidrojenden başlayarak elektron düzenine yeni elektronun yerleşmesiyle
yeni bir element ortaya çıkar.Elektronlar çekirdek çevresindeki yörüngelere,
belirli kurallara uyarak yerleşirler.Birinci kurala göre, çekirdeğe en yakını
en düşük enerjili yörünge, en uzak olanıysa en yüksen enerji yörüngedir.İkinci
Pauli ilkesine göre, bir yörüngede artı ve eksili en çok iki elektron
dolanır.Bir yörüngenin üç kuantum sayısıyla belirlenebilmesine karşın, bir
elektronun tanımlanabilmesi için toplam dört kuantum sayısına gerek
vardır.Enerji düzeyleri eşit olan yörüngelere elektron yerleşmesi, Hund
kuralıyla saptanır.Buna göre, elektronlar önce, dönüşleri yörüngeye paralel (ya
da aynı işaretli) durumda, sonra gelenlerse yörüngeye ters dönüşlü biçimde
yerleşir.Bir atom elektronlarının Pauli ilkesi ve Hund kuralı uyarınca
yörüngelere yerleştirilmesine Aufbau ilkesi adı verilir.Periyodik çizelgedeki
herhangi bir grupta bulunan tüm elementlerin en dış elektronları, aynı tür
yörüngelerde dolanır.Bu nedenle elementlerin kimyasal özellikleriyle elektron
dizilişleri arasında yakın bir ilişki vardır.
Atomsal Kütle Birimi (atomic mass unit):Karbonun
12 kütle numaralı izotopunun bağıl kütlesinin 1/12’si birim alınarak atom
molekül ve iyonlarının bağıl kütleleri tanımlanır, akb, amu ya da mu biçiminde
gösterilir.Buna göre, temel olarak seçilen C12 atomunun kütlesi, 12 akb’dir.Tam
12.000 gram C12 içinde Avogadro sayısı (6.023x1023) ölçüsünde C12 atomu
bulunduğu ve onun da 12 akb olduğu gözönüne alınırsa, 1 akb=1.66077x10-24 gram
olur.Özellikle çekirdek fiziği ve kimyasında taneciklerin kütlelerini belirtmek
için akb kullanılır.
Atomsal Yörünge:Bağımsız bir atom
elektronunun dört kuantum (nicem) sayısıyla sağlanan dalga işlevince
belirlenmiş noktaların tümünü kapsayan hacim.Başka bir deyişle belirli bir
elektronun bulunabilme olasılığı olan uzay bölgesi.Gerçekte, elektronun
davranışını tanımlayan dalga işlevi, onun çekirdeğe göre yerini saptayan
matematiksel bir işlevdir.
Favorilere Ekle
Sik Kullanilanlar
E-posta ile Bildir
Okunma: 1742 Yorumlar
(0)
|
| Sonraki > |
|---|