ana arrow ana arrow Site haritası
Küresel ısınmaya karşı somut önlemler PDF Yazdır E-posta
Yazar fizik   
Perşembe, 11 Eylül 2008


İ KLİM DEĞİŞİMİ endişeleri, bizi çok yakınlarda C02 yayımını cid­di biçimde sınırlamaya zorlaya­cak gibi görünüyor. Bu zorlama karşısında daha ucuz, temiz ve verimli teknolojiler devreye girene ka­dar, CO2'yi yakalayıp hapsetmek yo­luyla, fosil yakıtları çevre açısından daha uygun hale getirmek gerekebilir. Günümüzde fosil yakıt kaynaklan, 5 trilyon tonun üzerinde karbon İçeriyor. Dünyadaki tüketimin yılda 6 milyar ton olduğu düşünülürse, geçiş için yeterin­ce süre olduğu ortaya çıkıyor. Hedef, sağlıklı ekonomik büyümeye sekte vur­madan atmosferdeki CO2 derişimini ka­rarlı halde tutmak. Ancak bu, 2050 yı­lına gelindiğinde bugünün toplam enerji tüketiminin üzerinde "karbon-suz enerji" gerektirebilir. Dünyadaki CO2 salımını yılda 2 milyar tona indir­mekle, 10 milyar olacağı tahmin edilen dünya nüfusu için kişi başına düşen sa­lım payının, ABD'de şu anda geçerli oranın % 3'üne düşeceği hesaplanmış.
Bu hedefi gerçekleştirmenin yolu yalıtım ve hapsetmekten geçiyorsa, üretilen tüm C02'nin hapsedilebilmesi için, sistemin trilyonlarca watt ölçeğin­de çalışması, üstelik emniyetli, çevre açısından sakıncasız ve kararlı olması gerekli. Küçük miktarlarda depolama için gereken depolama süresi en azda tutulabilecekken, depolar doldukça, sı­zıntı salımdan kaynaklanacak ek süre­lere bağlı olarak depolama süresi, tüm karbon stoğu için binlerce yılı bulabi-İir. Karbon salımını azaltmanın temel yolu hapsetme olacaksa, 21. yüzyılda depolanan toplam karbon, olasılıkla 600 milyar tonu aşacak. Yılda yalnızca 2 milyar ton sızıntıysa, gelecek nesille­ri karbon kısıtlaması ya da 'yeniden ya­kalama' programlarına zorlayacağı için, başlangıç depolama süreleri bile yüzyıllarla ölçülmek zorunda.
Depolama süresi ve kapasitesi gibi sınırlamalar, birçok hapsetme yönte­mini (biyokütlede hapis ve CO2 kulla­nımı gibi) 21. yüzyıl karbon
açısından verimsiz ya da geçersiz kılı­yor. Okyanusların karbonik asit emme kapasiteleri bile, fosil karbon kaynak­larıyla karşılaştırıldığında, sınırlı. Da­hası, okyanus karbon döngüsünün yüzyıllar alması, depolanma süresini de görece kısa hale getiriyor. Hapset­me İşleminin okyanuslar gibi, çevresel etkinliklerin çok olduğu karbon ha­vuzlarında yapılması da pek elverişli görünmüyor. Çünkü, bir sorunun elenmesiyle başka bîr sorunun ortaya çıkması tehlikesi sözkonusu.
Yeraltına enjeksiyon, hapsetmenin belki de en kolay yolu; en azından ge­niş ölçekli yalıtım için kanıtlanmış bir teknoloji. Yeraltındaki bir petrol rezer­vine CO2 pompalanarak petrol ya da gazın yüzeye çıkarılması, işlemin mali­yetini kısmen de olsa düşürecek eko­nomik kazançlar sağlayabilir. Halen yılda yaklaşık 20 milyon ton CO2'nin bu şekilde işlem gördüğü TexasJta, ton başına 15-20 dolar harcanıyor. Ancak bu işlemin hapsetmek olduğunu söylemek zor; çünkü İşlemde kullanılan CO2'nin çoğu, yeraltı kuyularından el­de ediliyor. Yani, daha önce doğal ola­rak hapsedilmiş karbon önce "tahliye ediliyor", sonra yeniden hapse gönde­riliyor.
Petrol ve gaz rezervleri, sınırlı ka­pasiteye sahip. Bunlar dolduktan son­ra, sırada tuz rezervleri var. Doğalgaz-dan ayrıştırılmış CO2'yi hapsetmek için Kuzey Denizi rezervlerinden ya­rarlanan Norveç firması Statoil, uygu­layıcılardan bir örnek. Tuz rezervleri, halen büyük kapasiteye sahip. Ancak depolama ömrü, deprem riski ve yü­zer durumdaki CO2'nin yer değiştirme olasılığındaki belirsizlikler, bu tür alanlarla ilgili değerlendirme ve çalış-maların uzun dönemi hesaba katması gereğini doğuruyor.
CO2 salımını azaltmanın daha pa­halı, ancak daha güvenli ve kalıcı bir yöntemi, karbonik asidi nötrleştîrerek karbonat ve bikarbonat oluşturmak. Nötrleştirmeye dayalı hapsetme, ısı açığa çıkaran ve termodinamik açıdan yeğlenen doğal aşınma süreçlerini hız­landırarak, doğada daha sık olarak bu­lunan kararlı ürünlerle sonuçlanır. Fo-sil kaynaklardan daha büyük olan mi­neral tabakaları, çoğunlukla magnez­yum ve kalsiyum olmak üzere, sınırsız miktarda baz iyonu sağlar.
Olası Yöntemler
CO2'yi nötrleştirmenin en ekono­mik yolu, onu alkalin mineral katma­nına enjekte etmek gibi görünüyor. CO2, bu şekilde oluşturacak. Bu da, uzun dönem­de sızıntıyla ilgili kaygıların sonu de­mek. Karbonik asidi karbonatla nötr­leştirmek, sulu bikarbonat çözeltileri oluşturur. Bunlar yeraltına enjekte edilmediği sürece, okyanusa ulaşma olasılıkları büyük. Okyanusların ala­bildiği bikarbonat miktarıysa, karbo­nik asit miktarından çok daha fazla.
Ancak daha iyi bîr yöntem de olabi­lir: suda çözünen bikarbonatlar oluş-turmak yerine çözünmeyen karbonat oluşturmak, Çünkü, bunlar
banında depolanacak, çevresel faktör­ler de böylelikle ancak belirli bir böl­gede etki gösterebilecek. Bu amaca yönelik olarak, magnezyum silikatlar-ca zengin serpentin ya da olivin kaya­lar kazılır, ezilir ve öğütülerek CO2'yle tepkimeye sokulabilir. Bu İşlemler için tahmini harcama, CO2'nin tonu başına 10 dolar civarında ki, bu oldukça uy­gun bir tutar.
Karbonlaştırmayı hızlandıracak yöntemlere yine de gereksinim var. Şimdilik var olan en iyi yaklaşım (peri­dotit ve serpentinin sulu bir tepkimey­le karbonlaştırılması) fazla pahalı. An­cak, yoğun enerji harcanımı gerekti­ren ısıyla işlem aşaması süreçten dışla-nabilirse, yöntem daha ekonomik ve uygulanabilir duruma gelebilir. Mine­ral hapsetme işleminin yer yüzeyinde gerçekleştirilmesi, ortaya çıkabilecek tüm CO2'nin bağlanmasını ve çevresel etkilerin görece dar bölgelerle sınırlı kalmasını sağlayabilir.
Hapsetme yöntemlerinin çoğu, yo­ğunlaşmış CO2'yle uygulanabilirlik ka­zanır. Bu CO2'yi hapsedecek en uy­gun yerlerse elektrik ve hidrojen gibi temiz, karbonsuz enerji taşıyıcıları üreten büyük santraller. Ancak mev­cut santrallerde bu hedefe yönelik de­ğişiklikler yapmanın oldukça pahalıya malolacağı, yeni santrallerin CO2 ya­kalamaya uygun tasarlanmalarının da­ha verimli olacağı düşünülüyor. CO2'yi tümüyle hapsetme hedefi, öteki tüm atık salımlarını da ortadan kaldı­ran yepyeni santrallerin tasarımlarına kapı açıyor. Bugün, oksijen püskürt­meli gazlaştırma yöntemi, bu hedefe yaklaşır görünüyor. Daha da ileri tasa­rımlar, CO2 hapsinin verimden götür­düğü payı da rahatlıkla karşılayabilir. Sözgelimi, kömürün gazlaştırma ürünlerini, buharla birlikte sıvılaştırıl­mış bir kireç yatağına göndermek, ok­sijenin sudan karbona geçmesine ne­den olur. CO2'nin kireçten yakalanma­sı, hidrojen üretimini tetikleyerek ge­rekli miktarda ısı açığa çıkmasıyla so­nuçlanır. Hidrojence zengin çıktının yarısı
ta katı oksit yakıt hücresinde oksitlen-dirilebilir. Yoğun su içeren yakıt gazı atığı, döngüyü yinelemek üzere kireç yatağına döner. Bu durumda tesisi ter-kedecek olanlar, fazla su, kül ve te­mizleme aşamalarında yakalanan çe­şitti atıklardan ibaret Kireç, tümüyle karbonatlı kireçtaşı durumuna geldik­ten sonra, CO2 yoğunlaşmış bir gaz akışı biçiminde yeniden üretilirken, ki­reçtaşı da yakıt hücresindeki atık suy­la yeniden kirece dönüşür. Isı, gerekti­ği gibi kullanılabilirse, güç santralinin verimi, sonuçta % 70'e çıkabilir. (Bu oran, geleneksel, kömür yakan güç santralleri için % 30 - 35, gaz kulla­nanları içinse % 50 dolaylarında. )
CO2, yakıttan üç kat ağır olduğu için araba ya da uçaklarda depolana-maz. Bu araçlardan çıkan CO2, bu ne­denle atmosfere salınıp yeniden yaka­lanmak zorunda. Halen çözeltiler ya da aktif karbondan ta­banlar) üzerindeki havadan da CO2 yakalamak mümkün görünüyor; an­cak henüz denenmiş değil. Etkili bir CO2 taşıyıcısı da rüzgar. Normal yaka­lama donanımının % l' boyutlarında­ki yeldeğirmenleri, diğerleriyle aynı oranda CO2 hapsederek işlemi olduk­ça ucuza maledebilir. Gereken tutu­cu madde döngüsü İçin yapılacak ek harcamaysa, göze alınabilir miktarlar­da olsa gerek.
Atmosfer oldukça hızlı karıştığı için, herhangi bir bölgeden CO2 çekil­mesi, ne kadar uzak olursa olsun baş­ka bir bölgedeki salımın etkisini sıfır­layabilir. Güç üretimiyle CO2 hapsisü-reçterinin birbirinden ayrılmasıyla, ha­vadan yakalama İşlemi, mevcut fosil temelli enerji altyapısından da, ömrü yettiğince yararlanmayı olanaklı kılar. Böylelikle uzak bölgelerde atık alanla­rı açılarak, atmosferdeki CO2 derişimi-nin düşmesi bile sağlanabilir.
CO2'yi hapsetme işlemlerinin mali­yeti, şimdilik belirsiz. Ancak, C02'nin tonu başına 30 dolar (petrol varili ba­şına 13 dolar maliyete karşılık geli­yor), uzun dönem için, abartılı bir tu­tar gibi görünmüyor. Petrol gibi yan ürünlerle artacak talep, depolama ma­liyetini düşük tutacak. Bu aşamada en büyük harcama kalemini, mevcut sant­ral donanımlarının, CO2 hapsine uy­gun hale getirilmesi oluşturacak. An­cak zamanla, yeni santral tasarımlarıy­la CO2 hapsi için gereken harcama azalırken, ucuz alanların dolmaya baş­laması, süreklilik ve güvenliğin gerek­tirdiği ek önlemler, depolama harca­malarını artırabilir. Sözgelimi, kara araçları ve uçaklarda CO2 kullanımını sağlayacak bazı değişilikier, nakil ve yeni alan açma sorunlarını ortadan kaldırıp, CO2'yi havadan yakalamanın yüksek maliyetini telafi edebilir.
kaynak: Bilim
Yorumlar (0)add
Yorum Yazin
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
eksi not | arti not

security image
Lutfen resimdeki guvenlik kodunu girin


busy

 
< Önceki   Sonraki >





Add to Google

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu




Giriş

Blogum

Syndicate

Online kullanıcılar

Üye Bağlı Değil

Workflows