ana

ilkyardım robotu

Yazan kişi:: fizik haber in robotikbilim on

fizik haber

 

ilkyardım robotu

Felaket bölgelerinde robotlar görev almaya hazırlanıyor. Kent koşullarına uygun olarak üretilen ‘Urbie’ usta bir tırmanıcı. Ayrıca bir de ‘Gazeteci robot’ geliştiriliyor.

Depremden sonra yanmaya başlayan bir evin çökmesine az bir süre kalmış. Gerçi itfaiye üst katta iki kişinin bulunduğunu tahmin ediyor ama dışarıdan evin içini göremeyen yardım ekipleri içeri girmekte tereddüt ediyorlar. İşte bu durumda felaket ortamlarına uygun olarak tasarlanmış robotu gönderiyorlar. Robot evdeki risk durumu hakkında bilgi toplayıp yardım ekibine iletecek.



Tırmanma ustası

Bu işleri başaracak olan robot ‘Urbie’nin ilk prototipi üretildi. ABD Pasedena’daki Jet Propulsion Laboratuvarı’ndaki mühendisler, kentlerdeki yüksek binalara ya da yıkıntılara girebilecek özel bir robot üzerinde çalışıyorlar. ‘Urbie’, uzay tekniğinin bir yan ürünü.

‘Radyoaktif ışın, gaz ya da yangın nedeniyle insanlar için riskli olan alanlarda Urbie devreye girebilir’ diyor proje başkanı Robert Hogg.



Urbie özellikle de tırmanma konusunda büyük bir ustalık sergiliyor. Tırtıllı zincir üzerinde hareket eden pilli robot hantal görünümünden beklenmeyecek bir hızla basamakları tırmanabiliyor. Robotun asfalt üzerinde de rahatça işleyebilmesi için zincirli araçtan dört tekerlekli bir kent aracına dönüşebilen bir de melez versiyonu tasarlandı.



Karanlıkta görüyor

Yol gösteren stereo kameralar sayesinde robot hem çevresini görüntüleyebiliyor hem de bağımsız olarak engelleri aşabiliyor. Robot etrafındaki objelerin uzaklıklarını saniyenin onda biri kadar kısa bir sürede saptadıktan sonra veriler iki Pentium işlemcisi tarafından işlenmekte. Veriler son olarak bir ilk yardım görevlisinin telsizine iletilebilecek ve görevli de aldığı mesajlara göre robota yeni komutlar gönderebilecek.

İlkyardım robotu ilginç bir biçimde karanlık merdiven boşluklarında yolunu bulabiliyor. ‘Urbie’nin içine yerleştirdiğimiz bir lazer sistemi etrafını yoklama olanağı veriyor’ diye açıklıyor Hogg. Gece çalışmalarında ise buna ilave olarak tamamen karanlık durumlarda insanları da görebilen enfraruj kamera devre giriyor.

Robotun kent dışında engebeli araziler de ve savaşlarda da kullanılabilecek Urbie gibi bir robot her askerin işine yarayabilir.

Eğer askeri kurtarma aracı günün birinde felaket bölgesinde işbaşına geçtiğinde orada belki kendine benzer ‘sivil robotlarla’ da karşılaşabilecek. Çünkü Boston’daki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü araştırmacıları ‘Robot gazeteci’ üzerinde çalışıyorlar. Enstitü tarafından geliştirilen uzaktan kumandalı ‘Afghan Explorer’ robotu, savaş bölgelerinden fotoğraf ve röportaj gönderebilecek.



Buluşçusu Chris Csikszentmihalyi’nin çok daha ilginç fikirleri de var. Dört tekerlekli araç, güneş enerjisiyle çalıştırılarak yarı otomatik konumlamayla röportaj yapacağı kişiyi bulabilir diyor araştırmacı. Ancak gazeteci robotun beklentilere uygun olarak işleyip işlemeyeceğini pratikteki uygulamalar gösterecek.

Kaynak:Hürriyet

http://www.enginbilim.byethost16.com/

bilim haberleri 

 


Çantadaki Uçak

Yazan kişi:: fizik haber in bilim on

fizik haber

null

ABD'de geliştirilen 23 cm genişliğindeki bir tür uçan vantilatör sayesinde askerler düşman hatlarının gerisini gözetleyebilecek, ya da polisler sivil halkı rehin alan teröristleri binalar içinde gözetleyebilecekler.


İlk denemeleri Ekim ayı içinde başarıyla gerçekleştirilen “Micro Craft”, California'da bulunan bir havacılık sanayi firmasınca geliştirilmiş. Tahmin edilebileceği gibi ABD ileri Savunma Projeleri Ajansı (DARPA), projeye para desteği sağlamış.

Araç, temel olarak bir silindir gövde içine monte edilmiş kanatlı bir vantilatörden ibaret. Silindirin dönmesini engellemek için pervane biraz eğik yerleştirilmiş. Proje direktörü Allen Zwan, aracın performansından memnun.

Yaklaşık 1.5 kg ağırlığındaki "uçak", yüksek hızdaki rüzgarlarda bile kalkmayı, havada durmayı, ağır ve orta hızlarda dolaşmayı başarmış. Araca itkiyi sağlayan iki devreli küçük bir motor. Araç, taşıdığı 200 gram benzinle yaklaşık bir saat süreyle uçabiliyor.

Araç uzaktan kumandayla yönetiliyor. Uçan pervane, yönünü ve hızını aldığı komutlara göre ayarlıyor. Araca yerleştirilmiş olan elektronik devreler, pervanenin dönüş hızını ve kanatçıklardaki kontrol yüzeylerinin açısını ayarlayarak mini uçağın uçmasını sağıyor.

ABD savunma bakanlığını araca destek sağlamaya iten neden, askerlerin sırt çantalarında taşıyabilecekleri küçük ve hafif bir keşif uçağına sahip olma arzusu.

Araç, bu beklentilere yanıt verebilecek nitelikte. Geçen ayki ilk deneyinde taşıdığı bir elektronik kamera, aldığı görüntüleri yere iletmiş. Aracın askeri kullanım yeteneği, keşif ve görüntü iletimiyle sınırlı değil. Dizi halinde kullanıldıklarında iletişim için röle istasyonu görevi de yapabilir, ayrıca hedefe kilitlenip füzeleri tam hedefe yönlendirecek bir lazer de taşıyabilirler.

Kaynak:Ncw Scientist -21 Ekim 2000- Tübitak Bilim ve Teknik –Kasım 2000

http://www.enginbilim.byethost16.com/

bilim haberleri 

 


Robot Sinek

Yazan kişi:: fizik haber in bilim on

fizik haber

Robot SinekBöceklerin uçuşunun anlaşılmasına yönelik ilk çalışmalar 1930'lu yıllarda Göttingen Üniversitesi'nde başlamıştı. Üzerinde çalışılan ilk böcek arıydı. O tarihlerden bugüne değin bilim adamları ve mühendisler birçok uçan böcek üzerinde onlarca çalışma yaptılar.

Son olarak Cambridge Üniversitesi'nden Charles Ellington adlı bir bilim adamı casusluk amacıyla kullanılacak bir robot sinek geliştirdi.

Ellington yıllardır böceklerin aerodinamik yapılarını inceliyordu. Geçen ayın sonunda Amerikan Savunma Bakanlığı bu çalışmaların kendi
bünyesinde yürütülmesi için Ellington ile anlaştı. Araştırmalarını bundan böyle San Francisco yakınlarındaki Berkeley Üniversitesi'nde yürütecek olan Ellington'un amacı elbüyüklüğünde bir "sinek" üretmek.

Bu sineğin kanatları, daha önceki birçok
araştırmada olduğu gibi sabit (uçak kanadı gibi) olmayacak. Robot sinek gerçek sinekler gibi kanat
çırpacak. Normal uçakların aerodinamik yapısıyla bu denli küçük boyutlardaki uçan makinelerin aerodinamik yapısı büyük farklılıklar gösteriyor. Bu nedenle Ellington ve bu alanda çalışan
öteki araştırmacılar doğadan esinlenmeye yönelmişler. Bu yönelişin sonunda taklit edilmesi gereken böcek türü olarak karşılarına sinek çıkmış.

Her yüzeye inip kalkabilen ve çok hızlı yön değiştirebilen sineklerin uçuş becerileri çok etkileyici. Sinekler bu denli iyi bir uçucu olmalarını kuşkusuz yüz milyon yıllık evrim
süreçlerine borçlular. Bilim adamlarının ilk denemelerinde çok başarılı ürünler çıkamayabilir.

Ama zamanla çok daha yetkin modeller geliştire-
ceklerdir. Bunun için başta nanoteknoloji olmak üzere teknolojinin yeni gelişmekte olan birçok alanından yardım alacaklar.

Saniyede 180 kez çırpacak süper ince çelik kanatlar, 1 mm çaplı jiroskoplar, enerjiyi güneş ışığından toplayacak mikro güneş panelleri, kont-
rol işlemlerinin yapılacağı mikrobilgisayarlar ve daha pek çok yeni icat kullanılacak robot sineklerde. Gerçek sineklerden farklı olarak dört
kanadı olacak robot sineğin.

Uçmanın yanı sıra yürüyebilecek olan "sinek", fotoğraf çekebilecek, ses kaydı yapabilecek ve tüm bu topladığı verileri uydulara gönderebilecek.
Yön bulmak için ses ötesi algılayıcıları ve insanları farketmek için de kimyasal dedektörleri olacak. Bir başka deyişle kusursuz bir casus olacak.

ABD Savunma Bakanlığı bu tür makinelere dayanan casusluk etkinliklerinin gelecekte önemli bir bilgi kaynağı olacağını düşünüyor ve 2004'te küçük bir "sinek" filosuna sahip olmayı planlıyor.

Bu tür makineler, casusluk etkinliklerinin yanı sıra, teröristlerin izlenmesi,deprem enkazların-
da insan arama ve hasarlı nükleer santralların girilemeyen kısımlarının incelenmesi gibi daha
birçok alanda kullanılabilirler.

ABD Savunma Bakanlığı'nın önem verdiği iki benzer
proje daha var; bunlardan biri Northeastern Üniversitesi'nde Joseph Ayers ve 22 arkadaşının üzerinde çalıştığı "robot istakoz". 1,8 milyon dolarlık bütçesi olan bu projenin amacı insanların inemediği ya da uzun süre kalamadığı derinlik-
lerde denizaltı araştırmaları yapabilmek.

Öteki projeyse Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde yürütülen "robot balık". Bundaki amaç da daha hızlı ve verimli gemiler, denizaltılar geliştirmek ve yine casusluk yapa-
bilmek.

Kaynak: http://www.cnn.com, http://news.bbc.co.uk
Tübitak Bilim ve Teknik.20.02.2000

http://www.enginbilim.byethost16.com/

bilim haberleri 

 


Boşluk Enerjisi

Yazan kişi:: fizik haber in fizikbilim on

fizik haber

Fizik için boşluk sanılandan farklıdır. Kuantum kuramı, boşluğun tam boşluk olmadığını göstermiştir. Boşluk, kaynaşan bir durumdur, çok dinamiktir, edimsiz (virtuel) parçacıklarla doludur. Çok şiddetli olayların oluştuğu bir yerdir. Boşluktan doğmuş bir parçacık çifti gözlenemez, fakat onların yığınsal etkisi gözlenebilir.

Boşluk, boş değildir. Bu sözün, bir paradoks ile ilgisi yoktur. Boşluğun en derinlerinde bile sürgit birşeyler vardır. En iyi boşlukta bile, kimi varlıklar saklıdır. İçinde gaz, en küçük bir molekül, en yalın bir atom ya da en küçük kuark (bir kuantum parçacığı) bile bulunmayan bir uzay bölgesi düşünelim. Bu en boş sanılan uzay bile tam bir boşluk değildir; bir etkinlikler bölgesidir, alanlar vardır. Boşluk titreşir, dalgalanır. Boşluğun bu dalgalanmaları enerji demektir. Yüzyılımızın iki büyük fizikçisi, şaşırtıcı bir hesaplama yapmışlardır. Richard Feynman ve John VVheeler bir elektrik ampulünün içindeki boşluğu incelemişlerdir. Böyle bir boşluğun enerjisi, gezegenimizin tüm okyanuslarını kaynatmak için yeterlidir. Yoksa, bu sihir midir?

Bu boşluk enerjisinin çok küçük bir bölümünü bile çıkarabilmek ve kullanabilmek özellikle çok ilginç olacaktır. ABD'de Hugues Laboratuvarı'nda çalışan fizikçi Robert Favvard bu konuda deneyler yapmaktadır.
Bir başka görüş açısından, günümüzün kozmoloji kuramlarında da fizikçiler, yerinde kuramsal nedenlerle, Evrenin başlangıcında boşluk enerjisinin oynamış olabileceği role başvurmaktadırlar.

Böylece, bir kez daha, pek alışılmamış olan kuantum kuramına dönmek gerekmiştir. Kuantum evreninde, örneğin elektronlar, dalgaparçacık niteliği gösteren değişik nesnelerdir. Aynı anda hem dalga hem parçacıktırlar; her iki görünümün olabildiğince çelişik olan tüm özelliklerini sergilerler. Kuantum nesnelerinin, kendilerini klasik fiziğinkilerden temel olarak ayıran çok değişik yapıları vardır. Aynı şekilde kuantum kuramında, boşluğa da değişik bir yapı tanımak gerekir.

Çok eskiden, ilkçağ'da, boşluk ve onun varlığı üzerine iki karşıt düşünce akımı vardı. Democrite gibi atomcular için, gerçeğin temeli, bir yandan bölünmez parçacıklar olan ve farklı düzenlenimlerle nesneleri oluşturan atomlara, öte yandan da boşluğa dayanıyordu. Buna karşıt olarak da, Aristo'ya ve anlaşılması güç fizik ve metafizik uslamlamalara göre boşluk yoktu.

Bu son anlayış, XVII. yüzyıla dek sürecekti. 1644'den başlayarak düşünceler değişti. 1644de, Galile'in öğrencisi olan Toriçelli termometreyi buldu ve ayrıca ünlü deneyini yaptı. Bir ucu kapalı bir cam boru aldı ve civa ile doldurdu. Sonra bu boruyu ters çevirerek, yine civa ile dolu olan bir kaba batırdı. Borudaki civa düzeyi alçaldı ve kaptaki civa düzeyinden yukarda bir yerde kararlı duruma ulaştı. Borunun üst ucunda bir boşluk, yani içinde madde bulunmayan boş bir uzay bölgesi oluştu. Blaise Pascal şu soruyu soruyordu: "Borunun yukarısındaki görünüşte boş olan uzayda, burayı dolduran fakat duyu organları ile algılanıp görülemeyen bir madde bulunamaz mı?"

Daha sonra Otto de Guericke lastik pompasını buldu; bir kürenin iki yarısını birbiri üzerine kapatarak, oluşan kürenin içinde boşluk oluşturdu. Deneyini 1654'de diete de Ratisbonne'da sergiledi. Küreyi karşılıklı iki yanından çeken on altı at, onu açmayı başaramadılar. Öyleyse boşluk vardı. XIX. yüzyılın sonuna doğru ise, Aristo ilkesini yeniden canlandıran bir başka boşluk kavramı ortaya çıktı. Gerçek bir boşluk elde etmek için, boşaltılacak kapalı yerdeki tüm maddeyi ve ayrıca da gazı dışarı çıkarmak gerektiği bellidir. Acaba bu yeterli midir? Yanıt kesin değildir ve fizik bu düşünceye de karşı çıkabilir. Bunun için, bir düşünce deneyi tasarlamak uygundur; öyle ki bu deneyde araç gereçler idealdir ve deney koşulları kusursuzdur. Ünce, içinde tam olarak ayarlanmış bir pistonun kayabildiği bir silindir olması gerekir. Her şey ideal olduğundan piston, bir engel ile karşılaşmadan kayar ve kusursuz olarak hiçbir şey sızdırmaz. Başlangıçta, piston silindirin dibine dayanmıştır. Piston çekilince, silindirin dibinde oluşan uzay bir mutlak boşluk olmalıdır; piston hemen yeniden geri itilirse, başlangıç konumunu yeniden bulmalıdır. Fakat piston yeterince uzun süre çekilmiş ise, yeniden silindirin dibine yerleşemeyecektir. İçeriye hava sızmış değildir, fakat boşluğun içinde bir şeyler üretilmiştir ve şimdi pistonun ilk konumuna ulaşmasına engel olmaktadır. Neden? Isıl ışıma nedeniyle. Fizikçiler, pistonun çekildiği sırada, çeperlerden bir ısıl ışımanın yayıldığını ve boşluğu doldurduğunu göstermiş olur. Öyleyse piston geri itildiği zaman, Bu ışıma sıkışır. Bu basınç, bir gazın oluşturduğuna benzer bir kuvvet uygular. Böylece piston, ışımanın sıcaklığını ve basıncını artırmış olur ve pistonun ilk konumuna ulaşması için, bu ışımanın yeniden silindirin çeperlerinde dağılmasını beklemek gerekir. Bu ışımanın kaynağı ısıl olduğu, dolayısı ile sıcaklığa bağlı olduğu için, silindiri soğutmak gerekir. Mutlak sıfır sıcaklıkta, boşluğu dolduran tüm ışıma sönecektir. Buradaki ısıl ışıma, elektromıknatısal ışımadan başka bir şey değildir çeperleri oluşturan atomların elektronlarının ısıl hareketlerinden yayınlanır. Boşluğa ulaşmak için tek olanak, sistemi önemli ölçüde soğutmaktır. Öyleyse, buraya dek İncelenen durumlarda, boşluk soğutma ile sağlanır ve mutlak boşluk elde edilebilir.

KUANTUM EVRENİNDE BOŞLUK
Şimdiye dek, klasik fizik dünyasında idik. Şimdi kuantum evrenine bir sıçrama yapmalıyız. Bu evrende, boşluk doludur. Bu söz ilk bakışta, temel bir nedenle, bir paradoks gibidir; fizik de, astrofizik gibi. boşluğun varlığını kabul eder; Evren büyük bir boşluktur ve içindeki madde bir istisnadır. Yıldızlararası uzay hemen hemen boştur. Bize içine sızılma-sı çok güç görünen katımadde de, boşluktan oluşmuştur Atomsal ölçekte, çekirdekler ve elektronlar arasındaki uzay çok büyüktür. Madde boşluktan yapılmıştır ve onu oluşturan kütleler çok küçük uzay bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Bu düşünceye (her yerin boşluk olması ve maddenin evrende son derece seyrek dağılmış olmasına) karşıt olarak, boşluğun dolu olduğu düşüncesini de getirmek gerekir. John VVheeler bir yazısında, "Hiçbir düşünce bana şundan daha temel görünmüyor: Boşluk, boş değildir. En şiddetli fizik olayları nın oluştuğu yerdir." demektedir. Bunlar yukarda da söylediğimiz gibi, sonsuz küçük boyutlar evrenindeki düzenlenimlerı ve süreçleri inceleyen kuantum kuramının konularıdır. Bu olaylar nasıl oluşabilmektedir?

Yukarda, uzayı mutlak sıfır sıcaklık sınırlarına dek soğutarak, tüm ısıl ışınımı yok edebileceğimizi ve mutlak boşluğa ulaşabileceğimizi görmüştük. Fakat, kuantum kuramına göre, bu sıcaklıkta bile, boşlukta bir kalıntı (boşaltılama-yan ve kuşkusuz madde de olmayan bir şey) bulunacaktır. Bu en son kalıntı, elektromıknatısal alanlardan oluşmuştur. Boşlukta, mutlak sıfır ile ilgili olarak, fizikçilerin sıfır nokta enerjisi dedikleri bir kavram vardır. Mutlak sıfır sıcaklıkta, boşluk hiç durmadan dalgalanır, kımıldayan bir dalga yüzeyi gibi kaynaşır. Bu dalgacıklar, hiç durmadan parçacıklar yaratan dalgalanmaların bir görüntüsüdür. Bu parçacıklar ise, birbirlerini çok çabuk olarak yok ederler.

Boşluğun bu tuhaf etkinliğini anlamak için, kuantum elektrodinamiğinin birkaç kuramsal temelini tanıtmak gerekir. Bu temellerin ilki, bir eşitsizliğe dayanan Heisenberg belirsizlik ilkesidir. Bu ilke, bir parçacığın konumunu ve hızını aynı anda ölçmenin olanaksız olduğunu gösterir. Konum ve hareketin ölçümü üzerindeki bir belirsizlik önlenemez. Ayrıca fiziğin büyük bir ilkesi olan, enerjisinin korunumu yasasını da göz önüne almak gerekir. Hangisi olursa olsun, her etkileşmede bir enerji denkleşmesi hesabı vardır. İki bilya çarpıştıkları zaman, çarpışmadan önceki ve sonraki toplam enerjiler aynı olmalıdır; başka bir deyimle, giriş ve çıkış enerjileri kusursuz olarak denklenmelidir. Bu ilke, tüm fiziğin en kesin ilkelerinden biridir ve kuşkusuz, mikroskobik evrenin parçacıkları arasındaki etkileşmelere de ayrıcalıksız olarak uygulanır. Yalnız, kuantum kuramınca incelenen boyutlar düzeyinde Heisenberg eşitsizliklerini gözönüne almak gerekir. Bu eşitsizliklere göre, örneğin bir elektronun enerjisi ölçülürse ve bu ölçüm çok kısa fakat belirli bir zaman alırsa, enerji ölçümündeki belirsizlik ölçümün süresi ile ters oranlı olur. Bu, mantıksal bakımdan, çok kısa süreler için, enerji ölçümündeki belirsizliğin çok önemli olabileceği anlamına gelir; ve bu sonsuz küçük süre içinde, bu enerjinin son derece büyük olabileceğini düşünmek için hiçbir engel yoktur. Böylece, enerji korunumu yasasının gerektirdiği çok kesin denkleşme hesabı, belirsizlik ilkesi nedeniyle bozulmuş olur. Sonuç olarak, boşluktan, kısa yaşamlı parçacıklar yaratılabilir. Bunların yaşamları öyle kısadır ki, kendileri yüksek enerjili olurlar. Örneğin, bir proton ve bunun çevresinde hiç durmadan dolanan bir elektrondan oluşan bir sistem düşünelim; buradaki elektron da, boşluktan yaratılmış parçacıklarla sarılmış olsun. Bunlar, proton ve elektron arasında bulunan elektromıknatısal alanların dalgalanmasından yaratılan bir parçacıklar bulutu oluştururlar. Fizikçiler, bu alanların gelişigüzel olarak dalgalandıklarını ve edimsiz denen parçacıklar ürettiklerini açıklamaktadırlar. Bunlar, edimsiz olduklarından, proton ve elektron gibi gerçek parçacıklardan farklıdırlar. Bunun dışında, boşluktan gelen ve zorunlu olarak yine oraya dönen bu edimsiz parçacıklar, kısa yaşamları süresince, bilinen parçacıklar gibi gerçektirler. Fizikte, bu edimsiz parçacıkların çiftler halinde üretildiklerini düşünmek gerekir. Bu ise, yine enerji korunumu türünden bir başka büyük ilke, momentumun korunumu ilkesi nedeniyledir. Elektron ve pozitron böyle bir çifttir; bu çiftlerin her biri, yine belirsizlik ilkesi nedeniyle gözlenemez. Yaratılışlarından yok oluşlarına dek gittikleri uzaklık ve hızları bir başka Heisenberg eşitsizliğini sağlarlar.

Boşluktan çift yaratılmasının enerji korunumunu bozduğunu, fakat iyi bir hesaplayıcı olan doğanın buradan ışık elde ettiğini belirtelim. Bu süreç ile boşluktan ödünç alınan enerjinin istendiğince çok olabileceğini özellikle yineleyelim. Ödünç alınan enerji ne kadar çoksa, parçacığın yok oluşunda ödenecek olan borcun süresi de o ölçüde kısa olacaktır.

Böylece, herhangi bir uzay bölgesi en küçük bir parçacığın bile bulunmadığı ölçüde boştur; bu boşlukta, yalnızca gelişigüzel dalgalanmalar vardır. Bu dalgalanmalar ise, boşluktan sürekli olarak edimsiz parçacıklar üretirler ve bunlar oluştukları ancak gözlenebildikten hemen sonra yiterler.

Bu açıklamalardan sonra, her şeyin kaynağının boşluk olduğunu söyleyebiliriz; boşluktaki alanların dalgalanması, bilinen tüm parçacıkların, yüksek enerji fiziğindeki elektrondan (en hafif) en bilinmeyene (en ağır) dek tüm parçacıkların oluşmasını sağlayabilir. Öyleyse boşluk, eylemsiz ve özelliksiz boş bir uzay olarak değil, tam tersine, enerji titreşkeni olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla, John VVheeler'in açıkladığı gibi, boşlukta yer değiştiren bir elektronu, her türden edimsiz parçacığın oluşturduğu bir çorba içinde yüzüyor ve onların sürekli saldırısına uğruyor olarak düşünebiliriz.

Şimdi, haklı olarak, boşluğun böyle bir etkinliğinin herhangi bir kanıtlamasının olup olmadığı sorulabilir. Kuramın, edimsiz parçacıkları öngördüğü kesindir; fakat, bunların varlığı gerçekten gözlenebilmiş midir? Yanıt, evettir.

Boşluğun böyle bir etkinliği olduğunu gösteren ilk gözlemsel gerçeği, 194O'lı yılların sonuna doğru, Hollandalı fizikçi Hendrik Cosımır saptamıştır. Edimsiz bir parçacık çifti gözlenemese bile, onların yığınsal etkisi gözlenebilir. Casimir etkisini gösteren düzenek şöyledir: İçi boş bir kapalı kaba, iki metal yaprak yerleştirilir ve sistem soğutulur. Sıfır nokta enerjisine ulaşmadan önce, ısıl ışıma iki yaprağı birbirlerine yaklaştırmaya çalışır; sıfır nokta değerinde ise, elektromıknatısa! ışıma kuvveti de yaprakları birbirlerine doğru iter. Böylece, boşluk enerjisi bir basınca yol açmaktadır. Bu en küçük fazlalık basınç, 1958de bir başka Hollandalı fizikçi M.Sparnaay tarafından ölçülmüştür.

Boşluk enerjisinin ikinci ve görkemli örneği, Lamb kayması adı ile tanınır. Yukarıda gördüğümüz gibi, elektronu bir atomun çekirdeğine bağlayan elektromıknatısal alan, edimsiz parçacıklar çorbasından bir elektron-pozitron parçacık çifti yaratabilir. Bu edimsiz parçacıkların yaratılıp yok edilmesi, fizikçilerin boşluğun kutuplanması dedikleri olaya neden olur. Bu kutuplanmanın etkisi, elektronun çekirdek çevresindeki yörüngesinin hafifçe değişmesi biçimindedir. VVillis Lamb, bu küçük yer değiştirmeyi olağanüstü bir duyarlıkla ölçebilmiştir. Bu ölçüm ona Nobel ödülü kazandırmıştır. Böylece, günümüz kuantum elektrodinamiği hesaplamalarında, boşluğun enerjisinden ileri gelen Lamb kaymaları da gözönüne alınır. Şimdi, bu kaymanın ölçümü, tüm fiziğin en önemli ölçümlerinden biridir.

Kuşkusuz, boşluğun enerji kaynağı olarak kullanılması sorunu çözümlenmiş değildir. Çekirdek kaynaşmasının denetlenmesinde karşılaşılan güçlük bilindiğinden, boşluktan enerji elde edilmesi düşüncesinin, fizikçilerin dudaklarında kuşkucu bir gülümsemeye neden olacağı sanılmaktadır. Yine de, Robert Foward'ın, Casimir etkisinden yola çıkarak, boşluktan elektrik enerjisi çıkarma ile ilgili çalışmaları tarihsel bir adım olarak kalacaktır.

Sciences et Avenir'den çev:Dr.Hanaslı GÜR /Bilim ve Teknik Şubat 1987 

 

alıntı:http://www.enginbilim.byethost16.com

kaynak:bilim haberleri



Add to Google

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Giriş

Blogum

Syndicate

Online kullanıcılar

Workflows