Avrupa bir süre önce olabildiğince çevreci bir geleceğe olanak tanıyan bir enerji yaklaşımına imza attı. Ana hatları Avrupa Komisyonu başkanı Romano Prodi tarafından belirlenen tasarıya göre, motorlu taşıtlar ve evlerde hidrojenle oksijenin bileşiminden elde edilen yakıt hücrelerinden yararlanılacak ve 2050 yılına gelindiğinde hidrojen üretiminde kullanılan enerjinin tümü yenilenebilir kaynaklardan sağlanacak.
Hidrojene dayalı bir ekonominin sağlayacağı yararlar gün gibi ortada. Hidrojenin suyu elektrikle ayrıştırarak, ya da petrol ve gaz gibi fosil yakıtları ‘iyileştirerek’ elde etmemiz gerekiyor.
Ne var ki elde edilir edilmez hidrojeni saklamak, elektriği depolamaktan çok daha kolay.
Depo görevi sağlayacak hidrojen yakıt hücreleri henüz ticari bir nitelik kazanmasa da, petrolün yerini tutabilecek tek gerçekçi seçenek olarak görülüyor. Böyle olunca, hidrojen, elektriğimizi sağlamanın yanı sıra, ulaşımda petrole bel bağlamamıza da gerek kalmayacak bir olanak tanıyor.
Paralar akıtılıyor
Gelgelelim, 150 yılı aşkın bir süre önce bulunan yakıt hücreleri uzaya yolculukların yapıldığı 60’lı yıllardan beri kullanılmakla birlikte, bunlar bugün de öteki enerji kaynaklarıyla boy ölçüşemeyecek denli pahalı. O halde, Avrupa hidrojene dayalı bir yaşama gerçekten geçebilir mi?
Henüz hızla hidrojene geçmemizi gerektirecek yeni bir teknolojik gelişme yok, ama son birkaç aydır tüm dünyada bu yönde bir eğilim göze çarpıyor. Ansızın hidrojene övgüler yağdırmaya başlayan politikacılar bu uğurda ciddi paralar döktürüyor.
Avrupa önümüzdeki 5 yıl boyunca yapılacak hidrojen araştırmalarına 2 milyar euroluk bir fonla destek verirken, Japonya Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Bakanlığı 2010 yılına gelindiğinde ülkede hidrojenle işleyen taşıtların 50 bine ulaşmasını hedefliyor.
ABD başkanı George Bush bile yeni doğanların ayaklarını yerden kesecek ilk araçların hidrojenle çalışan araçlar olması amacıyla 1,7 milyar dolarlık bir fon ayıracağına söz veriyor.
Mini hücreler yolda
Yakıt hücreleriyle işleyen taşıtların pazarda boy göstermesi bile muhtemelen bir 15-20 yılımızı alacak.
Gelgelelim, mevcut teknolojiler karşısında çok daha üstün nitelikler taşıdığı açıkça belli olan kimi daha özel yakıt hücrelerinin uygulanmasına bir iki yıl içinde geçilebilir.
Bunlardan ilki, büyük bir olasılıkla, dizüstü bilgisayarlar ve cep telefonlarında kullanılacak ‘mini yakıt hücreleri’ olacak.
Bunu, kesintisiz güç sunumunun can alıcı bir önem taşıdığı bankalar ve yonga üreticilerini içine alan ‘ayrıcalıklı güç’ pazarı izleyecek.
Yakıt hücreleri basit aygıtlar olduğundan mühendislikte ayrıcalıklı güç olarak bilinen dal için biçilmiş bir kaftan. Devingen birkaç parçası aşınmaya açık olan yakıt hücreleri, geleneksel üreteçlere kıyasla, hem daha güvenilir, hem de bakımları daha ucuza mal oluyor.
Zorluklar var
Yaşama geçirilen bu ilk uygulamalardaki birtakım yenilikler, yakıt hücreli arabalarla ilgili araştırmalara ivme kazandırabilir. Otomotiv sanayi dünya çapında hidrojen araştırmalarına şimdiden 2 milyar dolarlık bir fon ayırmış durumda.
Ancak, yakıt hücreli otobüsler birkaç yerde gösteri niteliğinde ortalıkta dolaşıyor olsalar da, otomobil üreticileri bu konuda acele etmekten kaçınıyor. DaimlerChrysler şirketi yakıt hücreli arabaların geleneksel arabalarda olmayan birtakım özelliklere sahip olması gerektiğine dikkat çekiyor.
Bunun için oto üreticilerinin öncelikle hidrojene özgü bir yığın sorunun üstesinden gelmeleri gerekiyor. Yüksek basınçlı yakıt depoları iyi bir seçenek olsa da, bunların arabaya sığacak denli küçültülüp yine aynı miktarda yakıt almalarını sağlamak bir hayli güç.
Bir başka sorun da yakıt dağıtımından kaynaklanıyor. Benzin istasyonları hidrojen dağıtımı için gerekli altyapının sağlanması konusunda henüz pek istekli değil.
Hidrojen kaçınılmaz
Yine de herkes, petrolden vazgeçilecekse, bir biçimde hidrojene geçilmesinin kaçınılmaz olduğu görüşünde birleşiyor. Birçok kişi hidrojene dayalı bir ekonomiyi, gaz yayılımı ve hava kirliliğinin en aza indirileceği, eşitlikçi ve çevre-dostu bir çözüm olarak görüyor.
Avrupa’da topu topu %6’lık bir paya sahip olan yenilenebilir enerji pazarının A.B.D’deki payı da hemen hemen aynı. Enerjiye duyulan istem her yıl %2 oranında artarken, sunum her zaman bu artışa ayak uydurmaya çalışacak. Bu arada, Bush’un nükleer tasarılarının meyvesini vermesi de yıllar alacak. Öyle ki, Atlantik’in her iki yanında da fosil yakıtlardan kayda değer bir uzaklaşma olmayacak.
Ancak küresel ısınmanın doğurduğu kaygılar, giderek tırmanan jeopolitik gerilim ve petrol üretiminde en uç noktaya ulaşılması, fosil yakıtlardan vazgeçilmesini her zamankinden de kaçınılmaz kılıyor.
Bu durumda, birkaç onyıl sonra nükleer enerjiye dayalı bir gelecekten rüzgar türbinli bir harikalar diyarına geçilmesi düş olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşebilir.
Kaynak:Hürriyet
Yazan kişi:: fizik haber in robotik on
Haz 02, 2008
ABD Savunma Bakanlığı, muhabere amaçlı olarak böceklerin kamera takılarak sibernetik organizma’ya dönüştürülmesini planlıyor.
ABD hükümetinin internet sitesinde yayımlanan ilanda, Defense Advanced Research Projects Agency (İleri Savunma Araştırmaları Projesi Dairesi), canlı böceklere metamorfoz evresindeyken minik vericiler yerleştirilmesini öngören bir projeyi duyuruyor.
Pentagon, verdiği bir ilanda böcek büyüklüğünde zeki robotların hareketlerini kontrol edilmesini ve video görüntü veya diğer verileri göndermelerini sağlayacak teknolojilerin geliştirilmesi için bilim insanlarına çağrıda bulundu.
‘CYBORG BÖCEK’LER
Projede, ‘cyborg böcek’lerin uzaktan kumanda veya GPS sistemiyle, yüzlerce metre uzaktaki bir özel hedefe yaklaştırılarak fotoğraf çekmeleri gibi görevler öngörülüyor. Diğer olası görevler arasında binalardan, mağaralar veya diğer girişi güç yerlerden veri ve patlayıcı izi toplanması sayılıyor.
UÇAN, YÜZEN, ZIPLAYAN
DARPA, güve gibi uçan böceklere özellikle ilgi gösteriyor; zıplayan ve yüzen böceklerin de savunma projelerinde kullanılması düşünülüyor.
DARPA, bu çağrıya ilgi duyan kuruluş ve bilim insanlarıyla 24 Mart’ta bir toplantı yapılacağını açıkladı. DARPA, bundan birkaç yıl önce de, kara mayınlarını belirlemek için balarılarının eğitilmesini amaçlayan bir proje başlatmıştı. Ancak bu proje kısa süre sonra rafa kaldırılmıştı.
Kaynak:NTVMSNBC
http://www.enginbilim.byethost16.com/
bilim haberleri
Yazan kişi:: fizik haber in nukleer enerji, bilim on
May 16, 2008
Uluslararası Termonükleer Deney Reaktörü (The International Thermonuclear Experimental Reactor - ITER) Fransa’nın Cadarache bölgesinde inşa edilecek. Maliyeti 10 milyar Euro olan dünyanın en büyük nükleer füzyon reaktörü, 10 yıl sonra işlemeye başlayacak 30 yıl boyunca aralıksız deneyler yapılacak ve 2040 yılında ilk enerji üretimine başlanacak. ITER nükleer füzyon reaktörü, Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan sonra tarihte yapılan en yüksek maliyetli proje olacak.
Nükleer füzyon (Çekirdek Birleşmesi), hafif radyoaktif atom çekirdeklerinin birleşerek daha ağır atom çekirdeklerini meydana getirmesi olarak tanımlanıyor. Füzyon reaksiyonunda ortaya çıkan sıcaklık, örneğin, Güneş’teki reaksiyonlar gibi çok yüksek derecelere çıkıyor.
Dev reaktör ITER, iki hidrojen izotopu döteryum ve trityumu birleştirecek. (Döteryum bir proton ve bir nötron, trityum ise bir proton ve iki nötrondan oluşuyor.) İki izotopun füzyonundan enerji üretmek için hidrojen plazması, 100 milyon derece’ye kadar ısıtılacak (Güneş’in çekirdeğinin birkaç katı sıcaklık) ve simit biçiminde bir manyetik alan içine hapsedilecek.
FOSİL YAKITLARIN PABUCUNU DAMA ATACAK
Nükleer füzyonun küresel enerji krizine çare olacağını dile getirenler, bu yöntemle çok az yakıtla yüksek miktarda enerji üretilebileceğini savunuyor. Nükleer füzyonun geleneksel nükleer enerjiye göre çok daha az radyoaktif madde çıkaracağı belirtiliyor. Ayrıca nükleer füzyonun, nükleer enerjiye göre daha az kaza riski olduğu vurgulanıyor. Nükleer füzyon reaktöründe kaza riski olduğu zaman, reaksiyonu durdurmak geleneksel nükleer enerjiye göre daha kolay.
1 kilogram’lık füzyon yakıtından, 10 milyon kg’lık fosil yakıtın üreteceği kadar enerji elde edilebiliyor. Birçok uzmana göre, bu yüzyıl sonunda dünyadaki enerjinin yüzde 20’si nükleer füzyondan elde edilecek.
TARTIŞMALI BİR ENERJİ KAYNAĞI
Ancak, nükleer füzyonun kullanılmasının önündeki en büyük engel büyük başlangıç maliyeti ve reaktörleri yürütmek için gereken dev enerji ihtiyacı. Maliyetlerin yüksekliği ve temel enerji sarfiyatı nedeniyle, nükleer füzyonun hiçbir zaman nükleer enerjiye alternatif olamayacağını da dile getiren bilim insanları var. Çevreci gruplar, akıbeti belirsiz ve pahalı bir teknolojiye bu kadar para ayrılmasının yanlış olduğunu ve mali kaynakların sürdürülebilir enerjilere ayrılmasını savunuyor.
PROJE AB’NİN MALİ ÖNDERLİĞİNDE
Brüksel’de imzalanan anlaşma, nükleer araştırmalar alanında belki de çığır açabilecek bir çabayı harekete geçirmiş oldu. ITER nükleer füzyon reaktörünün inşasına 2008 yılında başlanacak. İnşaatın 8 ila 10 yıl sürmesi bekleniyor. Reaktörün maliyetinin yüzde 40’ı ve işletme maliyetini AB üstlenecek, geri kalan meblağ ise diğer üyeler arasında paylaştırılacak.
Protokolün imza töreninde konuşan, AB Araştırma ve Bilim Komisyonu Başkanı Janez Potoknik, reaktörün uluslararası bilimsel işbirliğinde dev bir adım olarak niteledi. Potoknik, reaktörün gelecek yıllarda ‘temiz, ucuz, güvenli ve tükenmez’ enerji kaynağının değerlendirilmesi için bir başlangıç olduğunu ifade ederek şöyle konuştu: “Birlikte çalışmakla gerekli bilgi ve sermaye birikimini daha hızlı ve etkin bir şekilde harekete geçireceğiz”.
Nükleer füzyon reaktörünün Fransa’nın Cadarache kentinde yapılması da, ortaklar arasında ayrıca bir tartışma konusu olmuştu. Rusya, Çin ve AB reaktörün Fransa’da, ABD, Japonya ve G. Kore de Japonya’nın Rokkaşo kentinde kurulması için lobi faaliyeti yapmıştı.
bilimsel haberler
Yazan kişi:: fizik haber in nukleer enerji, fizik, bilim on
May 16, 2008
Nükleer enerji küresel düzeyde enerji üretiminde yüzde 16’lık paya sahip. Dünyada işletimde bulunan 443 reaktörün 151’i AB’de, 125’i Kuzey Amerika’da, 92’si Asya’da ve 67’si Doğu Avrupa ülkelerinde bulunuyor.
Dünya Nükleer Birligi’ne (World Nuclear Association) göre, yükselen petrol fiyatları ve sera etkisinin kömür üzerinde yarattığı kısıtlayıcı etki Avrupa ve Kuzey Amerika’da nükleer enerjiyi yeniden gündeme taşıyacak. Merkezi Viyana’da bulunan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ise Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde yeni santrallerin yapımının durdurulduğuna dikkat çekiyor, dünya üzerinde inşa halindeki 27 santralden 18’inin Asya’da bulunduğunu vurguluyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tarafından sunular verilerde ise 2030 yılına kadar nükleer enerjinin dünya enerji dengesindeki rolünün azalacağı ifade ediliyor. Nükleer güç üretiminin içinde bulunduğumuz on yılın sonuna doğru en yüksek değerlerine ulaşacağı ve ardından kademeli olarak azalacağı öngörülüyor. Nükleer enerjinin yüzde 16 olan toplan elektrik üretimindeki payının 2030’da yüzde 9’a düşeceği öngörülüyor.
EN FAZLA SANTRAL ABD’DE
Nükleer enerjiden elektrik üreten ülkelere yakından baktığımızda ABD’nin başı çektiğini görüyoruz. ABD 103 ticari reaktörle dünyada en fazla işleyen nükleer enerji santraline sahip ülke. Ancak ABD’de işleyen reaktör sayısı kadar iptal edilen proje sayısı da dikkat çekiyor. 138 projenin iptal edilmiş olması ve 1978’den beri de sipariş verilmemesi de altı çizilmesi gereken unsurlar arasında.
2000’de George W. Bush’un seçilmesi bazı kesimler tarafından nükleer enerjinin yeniden gündeme geleceği yorumlarını da beraberinde getirmişti. Bush yönetiminin politikaları arasında 2010’a kadar iki nükleer santral inşa etmek de var ancak, sipariş olmadığından projenin hayata geçmesi için adım atılmadı.
ABD, atık sorunu ve işletme güvenliğine yönelik teknolojilerin geliştirildiği sistemler üzerinde çalışıyor. ABD, yeni geliştirilmiş güç santrallerini 2010’dan sonra piyasaya sürebilmek için 38.5 milyon dolar fon ayırdı. Atık sorununa yönelik sıkıntılar sürüyor. ABD Nevada’daki Yucca Dağı’nda bir depolama tesisi inşa etmek istiyor ancak buna başta Yucca halkı karşı çıkıyor.
Avrupa ise dünyadaki kurulu gücün üçte birine sahip. Santrallerin büyük bölümü Batı Avrupa ülkelerinde. AB’de nükleer enerjinin elektrik üretimindeki payı Fransa’da yüzde 78.2, Belçika’da yüzde 60.1, Almanya’da yüzde 35, İspanya ve Finlandiya’da yüzde 30, İngiltere’de yüzde 28.6 ve Hollanda’da yüzde 3.1 düzeyinde.
AB ‘BEKLE VE GÖR’ POLİTİKASI İZLİYOR
ABD ve Kanada’da yeni nükleer santral siparişi yok. AB’de sadece Finlandiya’da yeni bir reaktör inşa edilecek. Finlandiya Batı Avrupa’da 15 yıl sonra yeni bir nükleer santral siparişi veren ilk ülke oldu. Kamuya ait TVO kuruluşu tarafından Fransız-Alman Konsorsiyumu Framatome-ANP ile 1600 MW’lık bir reaktör için anlaşma yapıldı.
AB’de nükleer santrallerin yoğun olarak bulunduğu ülke Fransa’da nükleere yönelim 1973’teki petrol kriziyle aynı döneme denk düşüyor. Fransa enerji bağımsızlığı sağlayabilmek ve kendi özkaynaklarının kıtlığı nedeniyle çare olarak nükleer enerjiyi görür. Bugün elektriğinin yüzde 78’ini nükleerden sağlayan Fransa komşu ülkelere elektrik satmaya başladı. Fransa’da 59 reaktörden 12’si ihracat için çalışıyor ve kimi zaman üretilen elektriğe müşteri bulunamayınca reaktörler bazı haftasonları kapatılıyor.
5 ÜLKE VAZGEÇME KARARI ALDI
AB’de 5 ülke nükleerden tümüyle vazgeçme kararı aldı. Bunlar: Almanya, İsveç, İspanya, Belçika, İtalya. AB nükleere karşı ‘bekle ve gör’ politikası izliyor. AB yeni teknolojilerin geliştirilmesine fon ayırıyor ve atık sorunu, işletme güvenliği gibi konuların çözüme kavuştuğu sistemler geliştirilene dek yeni sipariş vermiyor.

Ayrıca birliğe dahil olan eski Doğu Bloku ülkelerinde geri teknolojili nükleer santrallerin varlığı da AB’yi rahatsız ediyor. Katılım Anlaşması’nda Litvanya ve Slovakya’daki bazı nükleer santrallerle ilgili özel protokoller yapıldı. AB nükleer santrallerin maliyetinin çok zor olduğunu kabul etti ve söz konusu ülkelere mali ve teknik destek sağlamayı kabul etti.
AB ülkeleri yenilenebilir enerjiyi önemli bir kaynak olarak değerlendirmeye başladı. Bu konuda öncü olan ülkelerden biri Almanya. Almanya’nın kurulu gücü 18 bin MW. İrlanda’dan sonra Avrupa’da en yüksek potansiyele sahip Türkiye’de ise bu rakam sadece 20 MW.
SANTRAL İNŞAATLARI ASYA’DA
Nükleer santrallere yönelik en yüksek dinamizm Asya ülkelerinde. Nükleer enerjiden elektrik üreten ülkelerin başında Japonya geliyor. Japonya, ülke elektriğinin yüzde 25’ini nükleer enerjiden sağlıyor. Japonya’da yaşanan nükleer kazalar, bu enerjiye yönelik bakış açısını da olumsuz etkiledi.
1995’te Monju hızlı üreticisinde sodyum sızıntısı, Mart 1997’de Tokai yeniden işleyicisinde atık patlaması, Eylül 1999’da Tokai yakıt işletme tesisindeki kaza Ağustos 2002’de ortaya çıkan ve Tokyo Elektrik Enerji Şirketinin 14 nükleer santralinin tümünün kapanmasına neden olaylar ülkede nükleer elektrik üretiminin 2002 ve 2003 arasında dörtte birden fazla azalmasına yol açtı.

9 Ağustos 2004’te Mihama-3 istasyonundaki buhar sızıntısı sonrası beş işçi öldü, Boru yırtılması, Japon nükleer santrallerinde sistematik denetlemede ciddi bir eksiklik olduğunu açığa çıkardı.
Asya’da yüksek dinamizmin yaşandığı ülkelerin başında Çin ve Hindistan geliyor. Uzmanlar hızlı nüfus artışına paralel olarak gelişen enerji ihtiyacının nükleerin gereklilik olarak ortaya konduğunu belirtiyor.
Kaynak:NTV-MSNBC
Dünyada nükleer enerji