ana arrow ana arrow Site haritası
OrtaÇağ'da fizik PDF Yazdır E-posta
Yazar fizik   
Salı, 07 Ekim 2008


A Orta Çağ Hıristiyan  Dünyasında Fizik

Aristotales:Aristoteles'in Yere ve Evrene ilişkin betimlemeleri Ortaçağ evrenbiliminin bel kemiği olmuştur. Ve  bu betimleme 16. Ve 17. Yüzyıllarda ortadan kalkıncaya kadar geçerliliğini korumuştur. Orta çağ evren bilimcileri evreni orta merkezli küreler dizgesi olarak tasarlamıştır. Ancak bu küreler dizgesinin hareket hesabı matematiksel olarak hesaplanamadığı için, bu evren sistemi sadece dinin etkisi ile kabul görmüş matematiksel olarak ispatlanamamıştır.

 


 

İbn Bacce  ve İbn Rüşd:

            13. YY da hareket olayını inceleyen en önemli düşünürler İbn Bacce  ve İbn Rüşd dür. Aristotales in zorunlu hareket görüşüne İbn Bacce yeni bir yaklaşımda bulunmuş ve boşlukta hareket eden bir cismin hızının sonsuz olacağı savına karşı çıkmıştır. Aristoteles

Hız = Kuvvet/ Direnç şeklindeki hareket formülünde, direncin sıfır olması durumunda hızın sonsuz olacağı görüşünü ileri sürmüş ve böyle bir durumda  cismin aynı anda birden farklı yerlerde kalacağı gerekçesiyle boşluk düşüncesine karşı çıkmıştır.

            İbn Bacce , Hız = Kuvvet /Direnç  formülünü önermiş bu formül ise boşluktaki hareket problemini çözmekle kalmamış aynı zamanda modern fizik anlayışıyla da  uyuşmaktadır.

            İbn Bacce ve İbn Rüşd Hareket konusunda ortak düşünmüşler ancak boşlukta hareketin zaman alacağı yada almayacağı konusunda ihtilafa düşmüşlerdir.

 

            B Ortaçağ İslam Dünyasında Fizik

            İlk ve orta çağlarda hatta 19. Yüzyılın başlarına kadar bu günkü anlamda ayrı ve bağımsız bir fizik dalı yoktu. Bu günkü fiziğin alanına ve konusu giren bir çok şeyler söz konusu ediliyordu. İslam dünyasında en çok gelişen bilimlerden birisi de fizik ve optiktir.

 

Farabi:  

            Ünlü bir Türk  filozofu Farabi (874-950) aynı zamanda bir matematikçidir. Felsefenin Müslümanlar arasında yayılmasında ve benimsenmesinde büyük görev yapmış olan Farabi Fizik konusunda dikkate değer en önemli çalışması "Boşluk"üzerinedir. Farabi doğada boşluk olmadığını savunur. Havaya boşluk denilemeyeceğini onun da yer kapladığını belirtir.

 Ona göre içi su dolu bir kaba boş bir şişe batırılacak olursa şişenin içine su girmez. Çünkü hava bir cisimdir, şişenin tamamını doldurur ve suyun içeri girmesine engeller. Buna karşılık şişedeki havanın bir kısmı boşaltılacak olursa  suyun şişe içinde yükseldiği görülür. Öyleyse doğada boşluk  yoktur. Bu durumum Aristo mantığıyla açıklamamız mümkün değildir. Çünkü Aristo"ya göre suyun  doğal yerinden hareket etmemesi gerekir.   Bun deney ile  Farabi, Aristo fiziğinin yetersizliğini vurguladı. Farabi bu durumu açıklamak için hem boşluğun varlığını kabul etmeyen ve hem de  bu olguyu açıklayabilen bir varsayım oluşturmaya çalışmıştır. Bunun için iki ilke kabul eder.

 

* Hava esnektir ve bulunduğu kabın tamamını doldurur. Ya da bir kapta bulunan havanın yarısını tahliye edersek geriye kalan hava yine kabın tamamını  doldurur. Bunun için kapta hiç boşluk oluşmaz

 

* Hava ile su arasında bir komşuluk ilişkisi vardır. Nerede hava biterse orada su başlar.

Bu açıklama ile Farabi Aristotales in fiziğini eleştirerek düzeltmeye çalışmıştır. Ancak açıklama yetersizdir. Çünkü havanın neden doğal hacmine döndüğü belirsizdir.

İbn Sina:

            Buhara yakınlarında  980 yılında dünyaya gelmiştir. "Şifa"", "Necat" ve "İlim Kitabı"� adlı meşhur ansiklopedik kitapları vardır.  İbn Sina bu eselerinde "Doğa Bilimi"� adıyla  Fiziğe ayrı bir yer ayırmıştır. İbn Sina da Farabi gibi evrende boşluk olmadığını savunmuştur. İbn Sina'�nın en göze çarpan çalışması hareket üzerinedir.

            Ona  göre bir kuvvet uygulanarak atılan bir cisim, kendine kazandırılan hareket etme  isteğiyle hareketini sürdürür. Sina bu harekete "Kasri meyl" der. Kasri meyl ile hareket eden bir cismin hareketi Kütlesi ve ilk uygulanan hız veya kuvvet ile doğru orantılıdır. Sina'ya göre, elimizle bir taş , bir demir parçası ve bir mantar parçası alıp birlikte fırlatalım. En ağır olan nesne daha uzağa hareket eder. Hafif olan nesne ise daha yakına hareket eder. Bu deneyin sonucunu şöyle formülleştire biliriz.

            Eğimli hareket (Kasri meyl) = Hız . Kütle = m.v

                        Bu ise modern fizikte momentum kavramından başka bir şey değildir. Bu Nevton�un ikinci kanununda  şöyle ifade edilir.

                             Görüldüğü gibi İbn Sina Modern Fizik anlayışına çok yakındır.

İbn Heysem:

            Diğer bir ünlü fizikçide İbn Heysemdir.(965-1039) Özellikle optik sahasında çalışma ve başarılarıyla dikkat çekmiştir. Çağdaş yazarlar ona modern optik biliminin  kurucusu olarak bakarlar. Bu alanda yazdığı �optik kitabı� hem İslam dünyasında ve hem  de batı dünyasında uzun yıllar etkisini sürdürmüştür.

            Heysem önce görme teorisini düzeltmiştir. Eski bilginler gözümüzden çıkan ışınların nesneye çarparak gözümüze geri döndüğünü , böylece nesneyi görebildiğimizi savunmuşlardır. Heysem bunu düzeltmek için şu düşünce zincirini oluşturmuştur.

·         Karanlıkta göremeyiz. Eğer ışıklar gözümüzden çıksaydı karanlıkta da görebilirdik.

·         Kuvvetli bir ışığı baktığımızda gözlerimiz kamaşmaktadır. Eğer ışınlar gözden çıksaydı gözlerimizin kamaşmaması gerekirdi.

·         Yine yıldızlara baktığımızda onları anında görebilmekteyiz. Eğer ışınlar

Gözlerimizden çıksaydı yıldızları çok uzun süre geçtikten sonra görebilmekteyiz.

Böylece ışınların gözümüzden çıkmadığını ispatlayan Heysem  yansıma konusuna girmiştir.

            Çok hızla hareket eden ışık aynaya çarpınca , aynı geldiği açı ile geri yansır. Bunu da şöyle açıklamıştır. Ayna yüzeyine gelen ışın , biri bu yüzeye dik diğeride bu yüzeye paralel olan iki kuvvetin etkisi altındadır. Ayan kuvvetin dik olanını engellediği halde ikincisini engelleyemediği için ışın yüzeyde yansır. Heysem in bu ikinci kanıtlamasında dikkati çeken en önemli yön gelen ve yansıyan ışınların biri dik diğeri paralel iki kuvvetin etkisinde kaldığı ve hareketin yönünde bu iki kuvvetin etkilediğini belirtmiş olmasıdır.

  C  Türklerin İslamiyet'e Girişi ve Bu Dönemde Fizikteki Gelişmeler

Kemaleddin El-Farisi:

            İslam dünyasında İbn Heysem ile başlayan optik çalışmalarının en önemli temsilcilerinden olan El-Farisi (Ö 1320), İbn Heysem in  Kitap el-Menazır�ı (optik) üzerine Tenkih el-Menazır ( Optiğin düzeltilmesi) adlı ayrıntılı bir yorum yazmıştır.

            Bu yorumunda, nesneleri ışık kaynağı ve ışıklandırılmış kaynaklar olmak üzere ikiye ayıran Farisi, görmeyi nesneden gelen ışınların yol açtığı bir olgu olarak değerlendirmiştir. Ona göre nesnelerden ışık gelmediği müddetçe onları görmemizin mümkün olmayacağını ifade etmiştir. Farisi  yansıma konusunu da incelemiş ve gözün doğrudan görmede algılamış olduğu suretlerin, dolaylı görmede, yani bir ayna aracılığıyla görmede algılamış olduğu suretlerden, farklı olduğunu belirtmiştir; çünkü göz, doğrudan görmede nesneyle karşı karşıya bulunduğu halde, dolaylı görmede, diğer bir deyişle yansımada karşı karşıya bulunmaz; arada ayna gibi parlak bir nesne olduğundan, suret ancak belirli bir konumda ortaya çıkar.

            Doğrudan görmede yayılan ışınların bir koni oluşturması gibi, dolaylı görmede de yansıyan ışınların bir koni oluşturduğunu söyleyen Farisi, yansıma sonucunda ortaya çıkan görmenin geometrik çizimleme yoluyla gösterebileceğini ve ışığın art arda defalarca yansımaya uğratılabileceğini savunmaktadır. Bu sav, özgün olmamakla birlikte, daha sonra gök kuşağı oluşumunun  açıklanmasında kullanılacaktır. 

            Bunu daha sonra Farisi, düz, çukur, çukur-silindirik, tümsek-silindirik, çukur-konik ve tümsek-konik aynalarda yansıma olgusunu uygulamalı olarak ele almış ve görüntü oluşumlarını, her ayna için ayrı ayrı çizimle göstermiştir.

           

           

 

 

 

             Farisi ye göre A noktasından H noktasına  yani yansıma noktasına gelen ışın , buradan geldiği açıyla yansır. A nın görüntüsü de  R de oluşur. Yani yansıyan ışın çizgisi aynanın içine doğru uzatıldığında ve gözden gelen çizgiyle kesiştirildiğinde  oluşan noktada belirir; çünkü düzlem aynada , düz ve aslına eşit aynı zamanda aynanın içine gömülmüştür.

            Farisi, kitabının 7. Makalesini kırılmaya ayırmıştır. Hava, su, cam     ve saydam taşlar gibi ışığın işlediği saydam ortamları belirlemekle işe başlayan Farisi, ışığı ey imlendiren bu ortamlarında ancak düzlem ya da küresel yüzeyli olabileceğini belirtmiştir. Ancak ister düz isterse küresel yüzeyli olsun, ışığın işlediği ortam az yoğunsa ışık normalden uzaklaşarak ve çok yoğunsa normale yaklaşarak kırılır. Kırılma açısı, ışığın düştüğü ortamın niteliğine göre geliş açısından ya daha büyük yada daha küçük olur; yani ışık az yoğun bir ortama giriyorsa, kırılma açısı daha büyük, tersi durumda ise daha küçük olur.

            Farisi doğrudan yayılan ve yansımada olduğu gibi, kırılmada da ışığın bir koni oluşturduğunu  ve bu koninin tabanının kırılma yüzeyinde, tepesinin ise gözde bulunduğunu söylemiştir.

 

Yorumlar (0)add
Yorum Yazin
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
eksi not | arti not

security image
Lutfen resimdeki guvenlik kodunu girin


busy

 
< Önceki   Sonraki >





Add to Google

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu




Giriş

Blogum

Syndicate

Online kullanıcılar

Üye Bağlı Değil

Workflows